... gönlünün rahat olmasını istersen, gördüğün fenalıkların bile bir hikmeti olduğunu düşün ve yeryüzünde olmayan iyilikleri oraya getirmek sevdasına kapılma... Sonra en mühimi: Kendini halinden şikayet etmeye alıştırma! Ömrünün sonuna kadar dövünsen bu hayatın cefası tükenmez; kendine etmiş olursun.
Hiçbir şey boşlukta sallanmamaktadır, saçmalık bile kendine bir dayanak noktası araştırmaktadır, her şey, bütün nesneler yaratılışlarındaki amaca doğru yürüyüp gitmektedirler: kara gecede, kara taşın üstündeki kara karıncanın kıpırtısı bile denetim altındayken som bilinç olan insanın - elbette insan'ın- kendini denetimden uzak sayması mümkün müydü? Mümkün müdür?
Hastalık, fakirlik ve itibarsızlık. Kırk gün geçti üçü de uğramadı. Keyfin yerinde, hasta değilsin, fakirlik yok, sana hep selam veriliyor, saygı duyuluyor ve kırk gün bu hal devam etti. Sen o zaman kork! Çünkü gözden çıkarılana böyle yapılır. Allah göstermesin!
Eğer bu dünya iyi insanlara, iyi olanlara, iyi ruhlara, iyi gönüllülere mutluluk veren bir yer olsaydı, yaratılmışlar içinde mutluluğu en çok hak eden Efendimiz'di (s.a.v). Halbuki en çok acı çeken oydu. Ona bunu yapan dünya bize ne yapmaz, değil mi?