“Bir dünya haritası yapmayı kafaya koyan Uzun İhsan Efendi, bu işe özenen diğer kaşiflerin tersine, yerinden kımıldamadan yeni kıtalar keşfetmenin peşindeydi. İlk bakışta imkansız görünen bu işin bir yolunu bulduğunu sanıyordu: Düşlerin, uyku esnasında ruhun bedenden ayrılıp çeşitli yerlere gitmesinin bir eseri olduğu malumdu; uyku esnasında ruh bedenden ayrılıp diyar diyar gezdiğine göre, ruhun zaten gidebildiği bu yerlere bir de bedenin kalkıp binbir zahmetle gitmesi abes olurdu. Öyleyse kendisinin diğer kâşifler gibi taban tepip yelken açmasına gerek yoktu. Keşfedilmemiş kıtaları görmek için usulüne uygun olarak uyku şurubundan içerek istihareye ya da rüyaya yatması yeterliydi…”
İnsanın kaderini ve barındırdığı tüm ıstırabı kabul etme biçimi, kendi çarmıhını yüklenmesi ona en zorlu koşullarda bile yaşamına derin bir anlam katma olanağı sunar.
İnsanoğlunu kendisi için potansiyel bir tehdit olarak gören Matthew Silverstone, Blinded by Science kitabındaki çalışmalarıyla ağaçlara sarılmanın (silvo terapi-ağaç terapisi) endişeyi azalttığını ve bizi olumsuz düşüncelerden uzaklaştırmaya yardımcı olduğunu gösteriyor. Yazara göre fayda sağlayan şey ağacın gövdesinden gelen, neredeyse hissedilmesi imkansız titreşimler. Biz bilinçli bir şekilde hissetmiyoruz ama organizmamız hissediyor.
Çağımızın önemli psikologlarından Abraham Maslow “Anne babalar çocuklarıyla ilgili planlar yaparak ve umutlar taşıyarak onlara görünmez deli gömlekleri giydiriyorlar. “ diyor. Bu söz “Cehenneme giden yol iyi niyet taşlarıyla döşelidir.” sözünü hatırlatıyor.
Ebeveyn olarak kurduğumuz iskelenin temel tuğlalarından biri, çocuklarınıza duygusal bir söz dağarcığı kazandırmaktır. Onlara “inek” ve “ev” gibi isimleri öğretmenin yanı sıra duygularını nasıl tanımlayacaklarını da öğretin. “Üzgünüm” , “Hayal kırıklığı içindeyim” , “Öfkeliyim” diyebilen bir çocuk ömrünün geri kalanında kullanacağı sosyal ve duygusal zekayı topluyordur.