Sema Usta

Sema Usta
@Semausta
"Tanrım!" dedi gözlerini yukarı çevirerek. "Bunu sizin onurunuz kadar kendi onurum için de yapıyorum. Ulu Tanrım, on yıldır sizin intikam elçiniz olduğumu sandım ve Morcerf, Danglars, Villefort ve bizzat Albert'in kendilerini düşmanlarından tesadüfün kurtardığını sanmamaları gerek. Tam tersine, onların cezalandırılmasına önceden karar vermiş olan kaderin emrinin sadece benim irademin gücü tarafından ertelendiğini, bu dünyada kurtuldukları cezanın kendilerini öbür dünyada beklediğini ve sonsuzluk sürecin de sadece biraz zaman kazandıklarını bilsinler."
Sayfa 446·Kitabı okudu
Reklam
Bu adada sahile ayak basışımdan itibarenki durumumu düşünürken, ilk yıllarımdaki mutluluğumla, kumsalda o ayak izini gördükten sonra duyduğum korku, kaygı ve diken üstünde yaşa am hayatı mukayese ettim. Vahşilerin zaman zaman adaya gelmediklerine, yüzlercesinin sahile gelmeyeceklerine inanmıyor degidim. Ama benim hiç haberim olmamıştı, bu yüzden hiç korkuya lapilmamıştım. Ben halimden son derece hoşnuttum, oysa tehlike deydim. Sanki gerçekten hiç tehlikeye maruz değilmişim gibi herşeyden habersiz yaşamak mutlu ediyordu beni. Bu aklıma pek çok vararlı düşünce getirdi, özellikle de şunu; Tanrı sonsuz rahmetiyle insanoğlunu yönetirken, nesneler ve olaylarla ilgili bilgi ve görüşlerini öylesine kısıtlıyordu ki, insan gözlerinden gizlenmiş binlerce tehlikenin ortasında kendisini kuşatan bu tehlikelerden habersiz, sakin, huzur içinde yaşayıp duruyordu. Oysa bunları farketse kafası altüst olacak, morali yerlerde sürünecekti.
Sayfa 163·Kitabı okudu
Garson bir fincan çay getirip masaya bıraktı. Masanın ayaklarının bir çarpı işareti biçiminde kesiştiği noktaya her biri ceviz büyüklüğünde, bir dizi pirinç top asılmıştı. Toplar dan biri gevşemişti. Eğildim, sıkıştırdım. Keşke kendi yaşamı mı da böyle bir çırpıda onarabilseydim. Yıllardır gördüğüm en demli, en koyu çaydan bir yudum aldım, Süreyya'yı dü şünmeye çalıştım; generali, Cemile Hala'yı, bitirilmeyi bekle yen romani. Sokaktaki curcunayı, karman çorman trafiği, küçük dükkânlara girip çıkan insanları seyrettim. Yan masadaki transistorlu radyodan yayılan kaval sesini dinlemeye çalıştım. Ne olursa. Ama yine de, mezun olduğum günün gecesi, bana az önce hediye ettiği Ford'da yanımda oturan, bira kokan Baba gözümün önünden gitmiyordu: Keşke Hasan da bugün yanımızda olsaydı.
Sayfa 230·Kitabı okudu
Edebiyat
"Ulan avrat, bizim bi de düşümüz olmasa n'ederiz be! Çok şükür Allaha, düş kurmaya para almıyorlar."
Sayfa 252·Kitabı okudu
Edebiyat