“… toprağın bunca kan, bunca ölü, bunca gerçekleşmemiş düş ve yıkımı nasıl olup da anılarında barındırdığını sordum kendime. Bağrında saklı bunca anıyla nasıl da hâlâ ürün verebiliyordu. Yoksa tam da bu nedenden dolayı mı üretkendi?”
“..Benden bu denli farklı olmasına rağmen nasıl oluyordu da bana bu kadar bağlanabiliyordu? Benim neyimi sevdiğini anlayamamıştım doğrusu… Daha önce de yazdığım gibi, o zamanlar henüz gençtim, bağlılığın ne denli mantıkdışı, ölümcül ve güvenilmez bir duygu olduğunu henüz derinlemesine incelememiştim, oysa yalnızca duyguları betimleyen Yunan edebiyatının yabancısı değildim: Orada ölümün parıldayan baltasını tutan eller sevgi ve aşkın birleşen elleriydi.”
“Karşılıklı bağlılığımız aşk gibi, birtakım tamamlanamayan bileşkelerin sonucuydu çünkü birbirimizi kabullenebilmek için bir sürü ödün vermemiz gerekmişti.”