Kontesin dünyası altüst oldu, düşünceleri birbiriyle çelişti. Mutluluğun bu fedakarlığı haklı çıkaracağından kuşkulanarak, içinde ayaklanan teninin çığlıklarını duyarak bu ürkütücü yücelik karşısında afallamış bir halde boşa geçen hayatının şaşkınlığını yaşadı. Evet, bir an için korkunç bir şüphe duydu; ama yüreğini ve azizeliğini ifade ederek, dik tuttuğu başıyla ayağa kalktı.
Bu ürkütücü bir düşünce, dini duyguları tamamıyla zedeliyor. Hayal kırıklığına uğramış bir kadın yeniden doğrulabilir mi; mutluluğu günahını bağışlayabilir mi? Yakında beni bu soruları yanıtlamaya sürükleyeceksiniz!
Martin'in eve sarhoş geldiği konusunda uzlaşmışlardı. Halbuki güzelliği içlerinde hisseden insanlardan olsalardı, o parlayan gözlerin ve hararetlenmiş yüzün, gencin aşkla ilk tanışmasının belirtisi olduğunu anlayabilirlerdi.
Yalnız kalmak, terk edilmek, unutulmak... Bunların hangisinden daha çok korkuyorum?
Belki de unutulmak en kötüsü.
Yalnız kaldığımda bir yerlerde birinin beni düşündüğünü hayal edebilirim hep.
Terk edildiğimde özlendiğimi, o kişinin yaptığından pişman olduğunu hayal edebilirim.
Unutulduğumda ise hayal edecek hiçbir şey bulamam.
Sanki bu dünyada hiç var olmamış gibi...