“Ah, evet.” derdim. “Yalnızım.”
Gülümserdi. Elinde olmazdı. Korkmak asla aklına gelmezdi. Niye gelsin? Kapının yanında asılı bir erkek pelerini, avcı yayı, çoban kepeneği olmadığını kendisi de görmüştü zaten. Erkek kardeşlere, babalara ya da oğullara, sonradan intikam için peşlerine düşecek birine dair hiçbir emare yoktu. Birinin gözünde bir kıymetim olsaydı, yalnız yaşamama izin verilmezdi zaten.
İnsan istekleri uçsuz bucaksız çemberler içinde olduğu kadar küçücük halkalar içinde de dopdolu olarak karşılanabilir.
.
.
Mutluluğumuz ayağımızın tabanıyla başımızın tepesi arasında olacaktır dostum....
Her öğrendiğim şeyden sonra “İlim kendini bilmektir!” cümlesini kendime telkin edip durmaya başladım. Bu yolculukta bir karar aldım, artık çevremde olup bitenleri buna göre okumaya çalışacak, bütün evreni, kendimi bilme yolunda bir kitap sayacağım. Öyle ya, kişi kendini bilmezse ya nice okumaktır?