"Gün ışığının hareketlendirdiği sinekler, büyük bir keyifle, duvarlar boyunca uzanıyorlardı. Her şey mutluydu; bitkiler, kuşlar, böcekler ve çocuklar... Ama insanlar, koskoca erkekler ve kadınlar birbirlerini aldatmaktan, kendilerine eziyet etmekten bir türlü vazgeçmiyorlardı. Tanrı'nın tüm canlılarının zevklenmesi, yarattığı kainatın güzelliği onların kutsal saydığı bir şey değildi bu bahar sabahında... Yüreği barışa, uyanış ve sevgiye yönelten kainatın güzelliği değildi onları ilgilendiren... Hayır, onların önemsedikleri, birbirleri üzerinde hakimiyet kurabilmeleri için gerekli hilelerdi."
Elinize ağzınız açıkken hava üflediğinizde nefesinizi sıcam ve nemli hissedersiniz. Dudaklarınızı büzüp tekrar üflerseniz bu kez nefesiniz soğuk gelir. Rönesans döneminde ruhun vücuda en sıkı tutunduğu yerin dudaklar olduğuna inanılırdı; ne de olsa yaşam nefesinin vücuda girip çıktığı yerdi. Sırf ağzın biçimini değiştirmekle nefesin sıcak-soğuk arasında değişebilmesi, bir zamanlar, canlılığın ispatı kabul edilirdi. Oysa gerçek biraz daha sıradandır: Dudaklarınızı büzdüğünüzde hava basınç altında kalır; basınç altındaki bu hava yeniden genleşirken elinizden ısı çeker ve serinlik hissi verir.