Sena

Ne oluyor bu çocuklara? Onları yazın kavurucu sıcakla, kışın fırtınasında, soğuğunda, okuyup adam olsunlar, Sarı-Özek bozkırında çürüyüp kalmasınlar diye yatılı okula götürmemişler miydi? Onları okula gönderirken bekledikleri sonuç bu muydu? Niçin? Nasıl böyle olmuşlardı? Yüzlerine bakılmaz insanlar halinde yetişmelerinin sebebi neydi?
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
Mezarlığın uzak ya da yakın oluşu müdürünü ilgilendirmezmiş. Şu gün, şu saatte işinin başında olacaksın, der, başka bir şey dinlemezmiş. Böyleymiş şehirde işler. Şehir şehirmiş, müdür de müdür…
Kendisini kollayıp kayıran dost ya da nüfuzlu akrabaları olmayınca insanın işinde ilerlemesi, iyi bir yere gelmesi pek zordu.
İlk defa yıldızlı bir gecede, kor gibi yanan bir roketin, çevresini şimşek gibi aydınlatarak göklere yükseldiğini kendi gözleriyle görüyordu. Orada konser veren çocuklar, dünyanın en mutlu çocukları olduklarını, çünkü kozmonot amcalarının onların topraklarından havalandığını söylemişler şarkılarında.
Büyük şehirde yaşıyordu ya! Ama ne gerek vardı böbürlenmesine, kibirlenmesine? Olduğu gibi görünmeliydi insan.