Konuşma üzerine yapılan araştırmaların en başlarında, dinleyen kişinin bir şekilde konuşanın büyük ihtimalle ne gibi şeyler söyleyeceği hakkında tahminlerden yararlandığı ortaya çıkmıştır.
Bir sesbirim çıkarmak istediğimizde dilimiz hedeflediği pozisyon hemen alamaz: Söz konusu olan yerleşmek için zamana ihtiyacı olan koca bir et parçasıdır.
Dil öğrenmenin bu kadar zor olması çoğu zaman dil ile dudak arasında bir kaçak olmasındandır. İki topluluğun sesleri birbirine benzemez, hem sesleri şekillendiren ses yolunun şekli bakımından, hem kişinin kendine has vurgulama alışkanlıkları bakımından. Sesbirimler de nasıl vurgulandıkları, ne kadar hızlı telaffuz ettiklerine bağlı olarak kulağa çok farklı gelir; hızlı konuşmalarda çoğu yutulur.
,fly-flew (uçmak) ve slay-slew (katletmek).Çünkü binlerce yıl önce, İngilizce ve diğer birçok Avrupa dilinin atası olan Ön- Hint-Avrupa dil ailesinin, şu anki -ed takısı ekleme kuralı gibi, geçmiş zaman ortacı ne elde etmek için bir sesli harfin yerine başka bir sesli harf koyma kuralı vardı. Modern İngilizcedeki bu kuralsız ya da "zorlu" yüklemler sadece bu kuralın fosilleridir; kuralların kendisi ölmüş ya da yok olmuştur.
Bir şeyin bileşik ad mı yoksa sözcük öbeği mi olduğunu anlamanın basit bir yolu var: Bileşik adlarda vurgu daha çok ilk sözcükte, sözcük öbeklerindeyse ikinci sözcüktedir. A dark room / Karanlık bir oda (sözcük öbeği) karanlık olan bir odadır, A dark room / Bir karanlık oda (bileşik ad) ise fotoğrafçıların çalıştığı odadır ve karanlık oda fotoğraf işi bitince aydınlatılabilir.