Sabahın bu saatinde huzursuz eden, uykuları kaçıran, bulanıklaşıp berraklaşan şeyin Suç ve Ceza'nın kendisi olduğunu iyiden iyiye hissettiğimde geriye onu nasıl tarif edeceğime dair hararetli muammalar kalmıştı. Herhangi bir kitabın incelemesini kolaylıkla yapabilirdim, fakat bu kitap için şu andan itibaren neler yazmam gerektiği üzerinde bir karara vardığım söylenemez. Yine de günlerdir yazmak, hiç olmazsa kendime itiraf edeceğim kadar inceleme yapmaya da aynı şekilde ihtiyacım var.
İncelemeleri taradım, kitapla ilgili yazılmış akademik metinlerin birkaç tanesini sabırla okudum, ilgili konuyu kendisine dert edinmiş kaynakları da aynı şekilde incelemeye koyuldum. Bilhassa yazarın şahsiyeti üzerinde bizzat kendisinin yazdığı metinleri de okudum, fakat nafile. Lise döneminde okuduğum, cılız bir idrak ile muhtevası üzerinde düşünmediğim için birkaç zaman önce yeniden didik didik edip okuduğum bu romanın neticesi hep aynı oldu: Dostoyevski, bütün yaşamını derin sara nöbetlerine, onları da döneminin toplumuna sarıp sarmalayarak Raskolnikov'un baltasının ucuna emanet ederek Suç ve Ceza'nın içerisine serpti. Okuyanın zihnine inecek en anlamlı balta darbesi şu 687 sayfalık kusursuza yakın romanın arasında beklemekte. Bilhassa Dostoyevski'nin sosyalist yazarları incelemek adına katıldığı zararsız okuma grubunun bedelini dar ağacına gönderilerek çekmek zorunda kaldığını, yetmezmiş gibi ölümüne birkaç saniye kala Çar I. Nikolay'ın "şaka" yaptı ortaya çıkınca kürek cezasına çarptırılarak Sibirya'ya gönderildiğini öğrendiğimde öfkem daha da katmerlendi. Ancak öğrendiğimde öfkemi perçinleyen bu olay, Dostoyevski'yi beklendiği gibi radikal bir anarşist yapmaktansa sadece şiddetli sara nöbetlerine mahkum etti. Kitap boyunca Dostoyevski'yi temsilen Raskolnikov, Raskolnikov'u temsilen