Karşısındaki on birsuratın çizgileri farklı farklıydı, ama hepsinde ortak olan bir başka şey vardı. Ne renk, ne
de biçimdi bu. Ama bir ortak paydaydı. İfadelerinde eriyen, suratları surat olmaktan
çıkarıp oval biçimde boş et kümeleri haline getiren bir şey. Roark herkese hitap ediyordu.
Ama hiç kimseye hitap etmiyordu. Hiçbir cevap alamadığını biliyordu. Kendi sözlerinin bîr
kulak zarına çarpıp yankılanışını bile duyamıyordu. Sözleri bir kuyuya düşüyor, inerken
kuyunun taşlarına çarpıyor, taşlar o sözleri durdurmayı reddediyor, bir başka taşa
fırlatıyor, var olmayan dibi bulmaya yolluyordu
Çünkü insan vücudunun güzelliği, amaca
hizmet etmeyen tek bir fazla kası bile olmamasından kaynaklanıyor. Bir tek çizgi bile boşa
harcanmış değil. Her ayrıntısı bir tek fikre uygun, o da insan fikri, insanın hayatı fikri. Peki,
gelelim binalara. Onların da bir mantığı ve bir amacı olmasını ve bunun böyle görünmesini
niçin istemiyorsunuz? Neden binayı birtakım süslerle boğmak, amacını zarfına feda etmek
istiyorsunuz?.. Hem de neden bir zarf istediğinizi bile bilmeden?
Biliyor musun, bizim genel olarak insan ırkı hakkındaki düşüncelerimiz çok garip
bir şey. O kelimeyi söylerken hepimizin kafasında belirginlikten uzak, pırıltılı bir tablo
oluşuyor. Ciddi, büyük, önemli bir şey. Ama aslında bu konuda tek bildiğimiz, kendi
hayatımız boyunca karşılaştığımız insanlar. Bir bak onlara. Gerçekten büyük, ciddi bir
yanlarını görebiliyor musun? Öyle birini tanıyor musun?
"Eğer benim fikrimi istersen Peter, sen hatayı şimdiden yaptın,"
dedi. "Bana sormakla. Herhangi bir kimseye sormakla. İşinle ilgili konuları asla
başkalarına sormayacaksın. Ne istediğini kendin bilmiyor musun? Nasıl dayanabiliyorsun
bilmemeye?"