Desem ki vakitlerden bir nisan akşamıdır
Rüzgarların en ferahlatıcısı senden esiyor
Sende seyrediyorum denizlerin en mavisini
Ormanların en kuytusunu sende görmekteyim
Senden kopardım çiçeklerin en solmazını
Toprakların en bereketlisini sende sürdüm
Sende tattım yemişlerin cümlesini
Desem ki sen benim için,
Hava kadar lazım,
Ekmek kadar mübarek,
Su gibi aziz bir şeysin;
Nimettensin, nimettensin.
Çevremizde arsızca yükseldiğini gördüğümüz kural tanımazlık ve zalimlik, ancak şefkatin duvarlarına çarpmakla durdurulabilir. Şefkat, evlerimizde, işlerimizde, ilişkilerimizde hükümferma olduğunda, en başta çocuklarımızı layık oldukları gibi sevebilmeyi öğrendiğimizde, onlara "Yıkılma sakın!" diyebiliriz. Ancak layığınca sevilmiş çocuklar bıçağın kanatabileceğini, kötü bir sözün can yakabileceğini bilebilir.
Kendimize bir nefes alma zamanı vermek zorundayız . Dur düğmesine basarak dijital hamallığın beyaz gürültüsünden imtina edebiliriz. Bir tür itikâf. Böylece hayatın doğal ritmiyle yeniden buluşur ve onda bütün ruhumuzla yaşamayı öğreniriz. Acele etmeyen bir yağmurda ıslanır, acele etmeyen bir güneşte ısınırız. Ekranı kapatmayı başarabildiğimizde, hayatın kapıları ardına kadar açılır. O kapıdan girdiğinde, yürüdüğün her yol sana çıkacaktır.