Anlattığına göre bey yaşantısından nefret ettiği,basit insanların hayatını sevdiği ve salonda değil, hizmetçi odasında, mutfakta, at ahırında vakit geçirmesi yüzünden her zaman azarlandığı için devrimci olmuştu. “Ahçı kadınlarla , arabacılarla birlikteyken eğleniyordum, oysa bizim beyfendiler ve hanimefendilerin yanında canım sıkılıyordu.” Diye anlatıyordu Marya Pavlona. “Sonra artık herseyi anlamaya başladığımda bizim hayatımızın son derece cirkin olduğunu gördüm. Annem yoktu, babamı sevmiyordum ve 19 yaşında bir kız arkadaşımla birlikte evden kaçıp bir fabrikaya işçi olarak girdim. “
Kalemimle iş tuttuğum onca yılda bana iç huzurunu ve dengeyi fildişinden kabzalı kılıcım vermiştir hep. Kitaplar insanın mutsuzluğuna teselli sandığımız bir derinlik katar yalnızca !!
Yoksul aydın, zengin aydından çok daha kuvvetli görür. Yoksul, her sözcüğü kuşkuyla dinler, attığı her adım, onun düşünce ve duygularına böylece bir görev, bir iş yüklemiş olur. Onun kulağı deliktir , duygusu ince; o tecrübelidir , ruhu yanık yaralarıyla doludur.
İnsan deli olmasa bile, biraz duyarlı bir kalbe sahip olabilir pekâlâ. Öyleleri vardır ki, ufak tefek şeyler onları yaşatır da, sert bir söz onları öldürür.