“Dünyada çok şey kolay da insan olmak zor” diyor Yaşar Kemal, “İnce Memed”inde.
Yaşar Kemal’in 32 yıllık zaman dilimine yayarak yazdığı “İnce Memed”e başladığımda henüz yeni atanmış bir öğretmendim. Seriyi kısa sürede bitirdikten sonra ise içime fırtınalar yerleşen, gözünde daima bir ışıltı olan şimdiki halime dönüşmüştüm. Bu paylaşımımda İnce Memed’in ilk iki serisinden elimden geldiğince bahsedeceğim.
Seri, Toroslar’ın eteğindeki Değirmenoluk köyünde Memed adlı 21 yaşındaki bir gencin kendisine, annesine ve hatta tüm köylülere eziyet eden Abdi Ağa’ya bireysel başkaldırısıyla başlar ve daha sonra bu başkaldırı tüm ezilenleri temsil eder. Bir süre sonra İnce Memed Marksist bir kişiliğe bürünerek zenginden alıp fakire verecektir. Zulmedenlerin eşkıya diye adlandırdıkları bu genç, köylüler için direnişin sembolü haline gelmiştir. Abdi Ağa’nın zalimliği, Hatçe’nin cesareti, Döne Ana’nın bilge ve dimdik duruşu… İnce Memedi okumak Anadolu destanını okumak gibidir. Sayfaları her çevirdiğimde, Çukurova’nın bereketli topraklarında dolaşıyor, Toros Dağları’nın o sert rüzgârlarını yüzümde hissediyor, onun yediği buğday ekmeği ve bulgur pilavını ben de yiyor gibiydim. Yaşar Kemal’in o mükemmel üslubuyla o dağların, ovaların tam ortasına düşmüştüm. Seriyi okurken yalnızca Memed’in başkaldırısını, zulmeden ağaları, doğanın fırtınalarını değil; insanın iç dünyasındaki o fırtınayı da hissediyorsunuz.