-Neler okuyorsunuz efendim?
+Kelimeler, kelimeler, kelimeler!
x Kelimeler albayım, bazı anlamlara gelmiyor!
t-bırak artık kelimeleri.. cümleler kur. insanları tanı.. kapını çalan insanları içeri al...
Siren; Leopar 'ı okuduktan sonra Tomasi Di Lampedusa 'nın üslubuna, ince mizahına ve hem içinde bulunduğu (aristokrasi-eski toprak sahipleri) hem de yerine geçecek olan sosyal sınıf ( bir öncekilerden daha kaba ancak onlar kadar körlüğe yatkın yeni toprak sahipleri, burjuva) için yaptığı tespitlere doymayanlar için bir kuple daha edebiyat.
ilk bölüm olan çocukluk anılarında bolca mekan tasviri var. Bu tür betimleme sevmeyenler için tam "off yeter yani" derken şu cümle çıkıyor karşımıza: "Yalnızlığı, kişilerle olmaktansa nesnelerle olmayı seven bir genç olduğum fikrini buraya kadar yazdıklarımla verebildim mi bilemiyorum."
Siren öyküsündeki La Ciura, öyküyü anlatan karaktere: “İyi çocuksun Corbera, bu kadar cahil olmasaydın senden bir şeyler olurdu. " deyince kafamda İlber Ortaylı'ya benzettim.
Bu öyküde Sirenle (deniz kızı) münasebetini çoban-keçi münasebetine benzeten La Ciura şöyle diyor: bu birleşmelerde hem en yüce ruhani isteği hem de herhangi bir toplumsal değerden yoksun olan ve herhangi bir çiftleşen yalnız çobanlarımızın duyduğu en temel şehveti tattığımı söylemek yeter; bu benzetme sana itici geliyorsa nedeni hayvansal düzeyden insanüstü düzeye gerekli geçişi yapamadığından; benim durumumda bu iki düzey zaten üst üste.
güzel bir öykü, keyifli bir kitap.
Dünyanın hiçbir yerinde gerçek, Sicilya'da olduğu kadar kısa ömürlü değildi. Olay beş dakika önce geçmiş ama özü, hayaller ve çıkarcılıklarla maskelenmiş, süslenmiş, bozulmuş, ezilmiş ve tümüyle silinip ortadan kaldırılmıştı; utanç, korku, cömertlik, düşmanlık, fırsatçılık, yardımseverlik, iyi ve kötü bütün tutkular olayın üstüne üşüşmüş, onu parça parça etmişlerdi ve az sonra da olay yok olmuştu. Demek zavallı Concetta, yarım yüzyıl önce, açığa vurulmamış ve salt şöyle bir ge- çivermiş duyguların gerçekliğini bulup çıkarmak istiyordu! Gerçek artık yoktu; acının yadsınamazlığı, gerçeğin geçiciliğinin yerini almıştı.