~KENDİMCE~
Küçükken akşam saatlerinde tırnaklarımı kesmek istediğimde eve şeytanın musallat olacağını, esnerken ağzımı kapatmadığımda ise ağzımdan içeri şeytan gireceğini söylüyorlardı. Küçüklük ya işte, ben de korkarak söylenen şeyi yapıyordum. Büyüdükçe anladım ki; şeytanın ne tırnaklarımla ne de açık ağzımla bir ilgisi var. Hepsi korkutarak bir kandırmaca. Görgü kurallarını ve temizlik eğitimini korku yoluyla kandırarak vermişler. Açıklayarak değil; kolay yoldan, metafizik bir unsurla korkutarak.
Şimdi ise hayatta bize söylenilen, empoze edilen, öğretilen, birçok şeyin aslında öyle olmadığını, yanlış bilgi ve davranışlar olduğunu her geçen gün daha fazla fark ediyorum, anlıyorum. Örneğin, en basitinden toplumsal bir kanı olan şu mesele: Çok paran olması için, zengin olmak için bir işte çok çalışmak gerekir. PALAVRA!
25 yaşımdan sonra artık tamamen yanlışladığım bir bilgi. İnsanı köle haline getirmek için söylenilmiş bir yalan! İşle ilgili bir konuşma geçtiğinde herkese şunu söylüyorum artık; 'Çok çalışarak zengin olunmuyor.'
Toplumumuzda kurallar, düzenlemeler küçüklükten itibaren sanki insanlığın doğuşuyla ortaya çıkmış gibi aktarılıyor. Açıklama, sebeplerini söyleme, mantığını belirtme gibi davranışlar uygulanmıyor. Bu durum da düşünmeyi, mantığı kullanmayı, sorgulamayı ortadan kaldırıyor. Sadece bize gösterilen doğrultuda yaşamamıza sebep oluyor. Aklının farkına varan bazı kişiler sonradan kendi çabalarıyla bu durumu görüp yollarını sorgulasa da; toplumumuzun geneli küçüklükten ölüme kadar aynı şekilde yaşıyor.
Halbuki, çocukluktan itibaren aklı kullanmak, mantıkla hareket etmek, düşünmek, sorgulamak öğretilse, anlatılsa, açıklansa; hem kişisel hem de toplumsal yanlışların çoğu ortadan kalkacak ve doğrular artacaktır. Kişisel ve toplumsal