" “Okura ulaşmış bir yapıt tümüyle yazarının değildir artık, bir bakıma aynı yapıt da değildir; doğru ya da yanlış, öznel ya da nesnel, tinsel ya da özdeksel, her türlü yoruma açık olması nedeniyle, çoğu kez yazarının bile usundan geçirmediği, gizli anlamlarla yüklü, karmaşık bir alandır.” Yıllar önce, Yazın ve Yaşam'ın önsöz'ünde yazmıştım bunları, sonra da şunları eklemiştim: “Roland Barthes'ın bir yazısında söylediği gibi, son söz okurundur her zaman. Son söz okurun olduğu için de bir yazarın yapıtını savunma, onun tam kendi istediği biçimde değerlendirilmesini sağlama yolunda harcadığı çabalar başarısızlığa adanmış çabalardır genellikle.” Görüşüm bugün de değişmiş değil. Hiç kuşkusuz, herkes gibi yazarın da konuşma hakkı vardır yapıtı üzerinde; hatta, çoğu zaman, görüşlerine ayrıcalıklı bir yer verilir, yapıtı konusunda fazladan açıklamalar getirmesi istenir; kendisi de, gerekli görürse, önsözler, artsözler ekler yapıtına; Moliere gibi bir Critique de l'Ecole des Femmes, Gide gibi bir Journal des Faux-Monnayeurs yazabilir; ama, bana sorarsanız, olur olmaz nedenlerle kaleme sarılıp kendi yapıtının savunuculuğunu ya da yorumculuğunu yapmak pek de hoş bir şey değildir.
Ancak, bu böyledir diye yapıtının yarattığı her türlü tepki karşısında yazarın taş gibi duyarsız kalması beklenemez. O da insandır, kendince doğru yorumlar ve olumlu yargılar karşısında sevinir, düşündüğüne ters düşen yorumlar ve olumsuz yargılar karşısında üzülür, hatta öfkelenir. Bu öfkenin hızıyla, yaptığının hoş bir şey olmadığını düşünmeden, kaleme sarılıp kızdıklarına veryansın ettiği de olur."