İki felsefî çatışmanın işlendiği kitapta, bu felsefelerin temsilcisi olarak da iki karakter önümüze çıkar. Birisi, hayatı hep kestirme yollarla geçen, acı duygusunu tatmamış ve toplumsal yargılara maruz kalmamış, daha güvenli bir alandan — statü açısından üst sayılabilecek bir konuma — gelmiş Dr. Andrey Yefimic’tir. Diğer karakterimiz ise acıyla boğuşmuş, hayatta hep sendelemiş ve şizofreni hastası bir karakter olan İvan Dmitriç’tir.
İki karakterin ortak noktası, üst bir amaç arayışında olan, okumayı seven, entelektüel kişilik olmalarıdır. Farklı yönleri ise yaşadıkları hayat dolayısıyla edindikleri felsefelerdir.
Bir tarafta, "Acı hissedildiği kadar acıtır, umursanmadığında yok olur." düşüncesini benimsemiş ve buna göre bir hayat sürmüş olan; bu düşünce sebebiyle de kasabada işleyen kötü düzeni değiştirmeyi gereksiz bulan Dr. Yefimic vardır. Diğer tarafta ise bu düzenin kurbanı olan ve acıyı insanın gelişimi oranında artan bir duygu olarak gören, buna tepki vermeyi insanlığın gereği sayan İvan Dmitriç vardır.
Bu iki yaşamın felsefesinin konu edindiği kitap, dönemin aydınlarının hayattan kopuk yazılar kaleme almalarını iğnelemiştir.
Hayat, dışarıdan bakıp üstenci idealar yaratılacak bir yer değil; içine girilip yükünden sırt büken bir gerçekler diyarıdır. Bu sebeple aydınların ve filozofların hayattan kopuk olmaması elzemdir. Yoksa yok olmaya mahkûmdurlar.