Ahmet Serkan Mercimek

Ahmet Serkan Mercimek
@Serkanus
İnanç, bütün metalardan üstündündür.

Ahmet Serkan Mercimek

, bir kitap okudu
6/10
·129 syf.·
Beğendi
·
16 günde okudu
·
2025 12. kitabı
Christof Rapp
7.3/10 · 17 okunma
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
İnsan Tek başına Eksiktir
İnsan Tek Başına Eksiktir İnsan komün olmalı, kolektif olmalı, cemaat olmalı; hiç değilse çift olmalı. Çünkü tek başına kalan insan, eksilir; varlığının bütünlüğünü ve anlamını kaybeder. Yalnızlık, çağımızın bireyci modernitesinin icadı iken, insanın fıtratı bir aradalıkla, toplulukla yoğrulmuştur. Aristoteles: Politik Hayvan Antik Yunan’ın büyük filozofu Aristoteles, insanı “zoon politikon” yani politik hayvan olarak tanımlar. Bu ifade, insanın doğası gereği toplum içinde yaşamak zorunda olduğunu, yalnız kalanın ya hayvan ya da tanrı sayılabileceğini anlatır. Çünkü Aristoteles’e göre adalet, ahlak, erdem gibi kavramlar ancak bir toplumun içinde varlık kazanabilir. Yalnız başına yaşayan biri, ne erdemi öğrenebilir ne de adaletin anlamını kavrayabilir. Farabi: Erdemli Şehir İslam düşünürlerinden Farabi de benzer bir çizgide, “erdemli şehir” anlayışını geliştirmiştir. Ona göre insan, tek başına kendi ihtiyaçlarını karşılayamaz. Gıdaya, barınağa, eğitime ve güvenliğe muhtaçtır. Bu ihtiyaçların karşılanması ise ancak topluluk halinde mümkündür. Farabi, insanların bir araya gelerek oluşturdukları düzenin erdemli olmasını, bireyin tek başına bulamayacağı hakikati toplulukta bulmasını öğütler. Çünkü tek başına kalan insan, hayatta kalma imkânını bile kaybeder. Marx: İnsan ve Kolektif Emeğin Ruhu Modern çağın eleştirmeni Karl Marx ise insanın özünü, toplumsal ilişkiler içinde tanımlar. Ona göre “insanın özü, tek tek bireylerde değil, onların toplumsal ilişkilerinde saklıdır.” İnsan emeği ancak kolektif olduğunda değer kazanır. Kapitalizmin bireyci düzeni insanı yalnızlaştırarak, onu hem emeğinden hem de insani özünden koparır. Yani insan, bir başına değil, başkalarıyla beraber üreterek anlam kazanır. Fromm: Sevgi ve Bir Aradalık 20. yüzyılın önemli düşünürlerinden
Felsefe-Düşünce
Sütçü İmam
Cahit Zarifoğlu’nun Sütçü İmam kitabını okudum… Satırlarda yalnız bir şehrin değil, koskoca bir milletin yüreği atıyor. Kahramanmaraş’ın bağrından yükselen o ilk kurşun, sadece düşmana değil; esarete, zillete, unutulmuşluğa da sıkılmış. Zarifoğlu, olayları bir tarihçi soğukluğuyla değil; bir şairin kalbiyle anlatmış. Her cümle sanki Maraş’ın dar sokaklarından, türküyle karışık bir feryat gibi geliyor. Kitaptan dışarı olacak ama şunu fark ettim ki: Devlet, aynı Payitaht kendini daha dertten kurtarmamışken, ne de Ankara’da kurulmuş bir BMM yok iken, Maraş halkı o kış aylarında her bir ferdiyle kendini kurtarmayı başarmış. Bu, hem millet iradesinin gücünü hem de imanla direnişin nasıl destan yazdığını gösteriyor. Beni en çok etkileyen şey; sıradan bir insanın, bir sütçünün, iman ve onurla koca bir mücadelenin başlangıcı olabilmesiydi. Bu kitap bize şunu hatırlatıyor: Güç sadece ordularda değil, imanla dolu bir yürekte de saklıdır. Bugün de bize lazım olan şey tam da budur: İçimizdeki Sütçü İmam’ı uyandırmak. Ayrıca eserin tiyatro uyarlamasında da bu ruh çok güzel taşınmış. Tiyatro metninin dili yalın, anlaşılır; ama aynı zamanda coşkulu ve şiirsel. Diyaloglar halkın konuşma dilinden besleniyor, anlatı ise seyirciyi doğrudan o günlerin atmosferine çekiyor. Hem edebî hem de sahneye uygun bir anlatım kurulmuş. Bu yüzden Zarifoğlu’nun eserini sadece okumak değil, sahnede yaşamak da bambaşka bir tecrübe oluyor. Sütçü İmam Cahit Zarifoğlu
Alıntı