YAŞASIN LAİKLİK! YAŞASIN BİLİM! YAŞASIN ÇAĞDAŞ VE AYDIN İNSANLAR!
Bir saniye ya,kitabın bunlarla ne alakası var?
Hemen anlatmaya başlayacağım ama incelemeyi okumaya üşenenler için KİTABI ALIP OKUYUNUZ!
Hüseyin Rahmi Gürpınar'ın okuduğum ilk kitabı ama adama hayran kaldım!
Efsuncu Baba...
Efsuncu Baba büyülerle,simya,tılsım gibi saçma sapan şeylerle uğraşan bir zat. Tabii günümüzde bu kişi çok salak ya da budala gözükebilir ama değil.
Asıl salaklık bu olsa gerek ki o adam hala salak gözükmüyor!
Saçma sapan şeylere inanıyor, belli saatlerde yapmaya çalışıyor önemli işlerini, uğursuzluk vardır falan diyor.
Çok batıl inancı olan birisi.
Sonra da işte bir gün bi' kitap buluyor. Define kitabı güya.
Sonra da ona uyarak hazine aramaya başlıyor.
Güya 2 tane insan kılığında melek bulacak ve o meleklerde Efsuncu Baba'ya yardım edecek.
Sonraları kitap aşırı eğlenceli oluyor ki anlatmamak için kendimi zor tutuyorum :D
Kitap çok eğlenceli olmakla beraber çok bilgilendirici.
Peki,gelelim incelememin başına; neden Laiklik neden Bilim?
Şöyle açıklayayım, bizim insanımız aptal bunu herkes biliyor değil mi? Herhangi bir yüceltme çabasına girmeyelim abi işte, aptal...
Batıl şeylere inanır,dogmalara inanır. Felsefeyi öcü olarak görür. Güdülmek isteyen bir koyun misali kendisine birisinin önderlik etmesini bekler.
Sonra da başına her şey gelir.
Birisine yıllarca kölelik eder sonra da onu terör örgütü ilan eder.
"Allah Resulü Hazret-i Muhammed efendimizi gerçek bir rüyada elinde bu kitabı tutarken gördüm.Bana "bu" dedi "hikmetlerin özü kitabıdır. Al bunu ve insanlara duyur. Herkes yararlansın."Allah ve elçisinin buyruğuna uymak,emir sahibi olanların emrine itaat etmek gerekir diye düşündüm. Ulu peygamberin bana işaret ettiği gibi ne eksik ne fazla olmaksızın Füsûsul Hikem adlı bu kitabın insanlara açıklanması konusundaki umudumu gerçekleştirdim."
"Allah Resulü Hazret-i Muhammed efendimizi gerçek bir rüyada elinde bu kitabı tutarken gördüm.Bana "bu" dedi "hikmetlerin özü kitabıdır. Al bunu ve insanlara duyur. Herkes yararlansın."Allah ve elçisinin buyruğuna uymak,emir sahibi olanların emrine itaat etmek gerekir diye düşündüm. Ulu peygamberin bana işaret ettiği gibi ne eksik ne fazla olmaksızın Füsûsul Hikem adlı bu kitabın insanlara açıklanması konusundaki umudumu gerçekleştirdim."
Lisede Shakespeare, Steinbeck, Edgar Allen Poe, Thoreau, (aklımda kalanlar) kitaplarını İngilizce okuduğumdan mı bilmiyorum, klasiklere hep uzak durmuştum. Ta ki 1K ailesine katılana kadar. Dostoyevski etkinliğine kadar. Bir yerden başlamalı diyerekten adım attım. Elimde babamın olduğundan emin olduğum 1960 basımı Budala kitabı vardı. Beni şaşırtan ise Budala kitabının babamdan değil de, dedemden yadigâr olduğunu öğrenmem oldu. Daha da bir özel, daha da bir anlamlı oldu Dostoyevski ile tanışmam. Keşke Tolstoy ile de böyle tanışsaydım diye hayıflandım. Dedemden hatıra bir de Anna Karenina vardı. Ama ben “İnsan Neyle Yaşar”ı okumayı tercih etmiştim.
Uzun lafın kısası yeni bir kitap almaktansa bu sarı yapraklı kitabı okumaya karar verdim. Elbette Türkçesi günümüz çevirilerinden oldukça farklı. Bir de kişilerin çok olması ilk başta hikâyeye adapte olmamı zorladı. Başlarda kitabın konusunu ne olduğunu çözdüğümü sanmıştım. Okudukça böyle olmadığını anlıyorsunuz. Hatta heyecana kapılıp daha neler olacak diye meraklanıyorsunuz. Quidam’ın dediği gibi “Dostoyevski'de kaç bölüm okumuş olursak olalım ve ne kadar geçirmiş görmüş olursak olalım, bir dahaki sayfada ne olacağına dair ürettiğimiz her teori yalan oluyor. En azından benimkiler yalan oluyor.” Budala’yı okurken aynen bende de böyle oldu. Kitabı elimden düşürmez oldum.
Budala’yı okurken hep Tucco Herra’nın önerisi aklıma geldi: Yazarı ve yaşadığı dönemi bilmek. Zaten kitabı okurken o histe oluştu bende. Zaman zaman okumaya ara verip merakımı giderdim. Dostoyevski babasının ölümünden sonra ilk sara krizini yaşamış. Sara hastalığından muzdarip olan Prens Mışkin, belki de kendisinin bir yansımasıydı. İlk evliliğini acıdığı bir kadınla yapmış Dostoyevski. Prens Mışkin de Rogojin’e Onu “bir âşık gibi değil, acıma duygusuyla