Serwed

Düşünmek pek işimize gelmiyor. Ön lobdan ta­sarruf etmenin sağladığı konfora, kesinliğin ve netliğin verdiği umuda yenik düşüp duruyoruz. Gözlemlemenin, sorgulama­nın, tutarlı fikirler geliştirmenin sancılı sürecine katlanmaktan­sa reklamvari sloganlarla özgünlüğü yakalayabileceğimizi sanı­yoruz. Ve sonunda her tembel öğrenci gibi sınıfta kaldığımızda hocayı suçluyoruz.
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
Sosyal medyada kısa bir gezinti yaptığımızda her gün bireyleşen bir toplumun sürekli din, milliyetçilik, komşuluk, ahlak, edep gibi kavramlar etrafında en olmadık yerlerden linç malzemesi çıkararak birbirine saldırdığını her gün görüyoruz. Burada me­sajın alıcısı karşı taraf değil, çoğumuz kendimize konuşuyoruz. Aslında çıkarımız için terk ettiğimiz değerlerin ne kadar ateşli birer savunucusu olduğumuzu, aslımıza ve özümüze ihanet et­mediğimizi bas bas bağırarak kendimizi rahatlatıyoruz.
Yüzleştiğiniz her şeyi değiştiremezsiniz, ama yüzleşmeden hiçbir şeyi değiştiremezsiniz.
“Amerikalılar soruların cevapları doğurduğunu, Sovyet vatandaşlarıysa soruların sorunları doğurduğu düşüncesiyle büyürler”.
Gerçekler ve adalet kimsenin umurunda değilse, bunun Mussolini ya da Putin için de geçerli olması gerekmez mi? Ve hiçbir insan kurumu etkili bir özdenetim ve telafi mekanizmalarına sahip değilse, bunun Mussolini’nin Ulusal Faşist Partisi ya da Putin’in Birleşik Rusya Partisi’ni de kapsaması gerekmez mi? Tüm seçkin sınıflara ve kurumlara duyulan derin güvensizlikle tek bir lidere ve partiye duyulan sarsılmaz hayranlık nasıl bağdaştırılabilir? İşte bu yüzden popülistler önünde sonunda halkı güçlü bir liderin temsil edeceğine dair mistik fikre bel bağlarlar. Seçim kurulları, mahkemeler ve gazeteler gibi bürokratik kurumlara güven özellikle düşük olduğunda, düzeni korumanın tek yolu mitlere daha fazla güvenmektir.