Yaşam mı? Pöh ! Hiçbir değeri yok. Ucuz şeylerin içinde en ucuzu. Her yerde dilencilik ediyor. Dua onu bol keseden saçıyor ortalığa. Nerede tek bir yaşam için yer varsa binlercesinin tohumunu ekiyor oraya ve kendi yaşama geriye en güçlü ve en pisboğaz yaşam kalıncaya dek yaşamı yiyip tüketiyor ?
Zaman ilerliyordu ve benim açımdan bekleyiş korkunç-tu. Öte yandan Thomas Mugridge bunu gülünesi bir olay gibi görüyor ve şakacı imalarda bulunmak için kafasını sürekli mutfak kapısından dışarı uzatıyordu. Ondan nasıl da nefret ediyordum! Ve ona duyduğum bu nefret o korku dolu anlarda, o devasa boyutlara varana dek nasıl büyüyor da büyüyordu. Ömrümde ilk kez öldürme arzusuyla tanıştım." bazı renkli yazarlarımızın ifade ettikleri gibi "gözümü kan bürüdü." Yaşam, genel anlamda hâlâ kutsal sayılabi-lirdi, ama Thomas Mugridge'in özelinde yaşam son derece din dışı bir hal almıştı. Gözümü kan bürüdüğünün farkına vardığımda korktum ve zihnimde şu düşünce çaktı: Çevrem-deki zalimlik bana da mı bulaşıyordu? En kuşku götürmez suçlarda dahi ölüm cezasının adilliğini ve doğruluğunu reddeden bana bile mi?
Ayrıca da ne anlamı var ? Diye birdenbire sordum, bana dönüp Eğer ben ölümsüzsem niye ?"
Duraksadım. İdealizmini bu adama nasıl açıklayabilirdim? Hissedilen bir şeyi uykuyu da işitilen müzik nağmelerine , benzeyen bir şeyi inandırıcı olmakla birlikte sözün bittiği yerin ötesine geçmiş bir şey söze nasıl dökebilirdim ?
Orada uzanmış düşünürken doğal olarak kendime ve durumuma odaklandım. Bir edip, izninizle, bir sanat ve edebiyat âşığı olan benim, Humphrey Van Weyden'm burada, bu Bering Denizi fok avcısı uskunada uzanıp yatıyor oluşum görülmemiş, hayal bile edilemeyecek bir şey-di. Kamarot hem de! Ömrüm boyunca hiç kaba el emeği harcamamış ya da bulaşıkçılık işi yapmamıştım. Yaşamım boyunca kendi halinde, olaysız, yerleşik biçimde yaşamıştum; düzenli ve doyurucu bir gelire dayanarak köşesine çekilmiş bir edibin yaşamıydı tam da. Hareketli yaşam ve atletik sporlar asla ilgimi çekmemişti. Çocukken babamın ve kız kardeşlerimin beni adlandırdığı gibi, her zaman bir kitap kurdu olageldim. Yaşamımda yalnızca bir kerecik kamp yapmaya gittim ve orada da neredeyse daha başında gruptan ayrıldım ve bir çatı altının rahatlığına ve olanaklarına geri döndüm. Şimdi ise beni bekleyen masa kurmak, patates soymak ve tabak yıkamak gibi berbat ve sonu gelmez işlerle buradaydım. Üstelik dayanıklı birisi de değildim. Doktorlar hep narin bir bünyem olduğunu söylerlerdi, ama ben ne bünyemi ne de bedenimi egzersiz yaparak geliştirdim. Kaslarım bir kadınınkiler gibi çelimsiz ve yumuşaktı ya da beni kültürfiziğe heveslendirmeye kalkıştıklarında doktorlar defalarca böyle demişlerdi. Ama ben bedenimden çok kafamı kullanmayı yeğlemiştim ve şimdi de beni bekleyen zorlu yaşama zerre kadar uygun olmaksızan buradaydım işte.