"'Hepimiz bazen birileriyle o kadar yakınlaşırız ki dostluğumuzu ya da kardeşligimizi hicbir şey engellemiyormuş
gibi görünür;bizi ayıran küçücük bir köprü vardır, hepsi o kadar. Ama tam sen bu köprüye adım atacakken sana şu soruyu sorsam: Bu köprüyü geçip bana gelir misin? İşte o anda artık bunu istemeyiverirsin;sorumu tekrarlasam öylece suskun kalırsın. O andan itibaren aramızda dağlar ve azgın nehirler girer; bizi ayıran ve birbirimize yabancılaştıran
duvarlar örülüverir önümüzde ve bir araya gelmek istesek de artık yapamayız. Ama o küçücük köprüyü düşündüğünde, sözcüklere sığamayacak kadar büyüyüverir gözünde;yutkunur ve şaşar kalırsın.
Gelecek günler daha gelmemişler
Onları şimdiden düşünüp, yok bir günde, yok olan bir hastalıktan, yok olan bir elemden tevehhüm ile düşünup müteellim olmak, sabırsızlık göstermekle,üç mertebe
yok yoğa vucûd rengi vermek, dîvânelik değil de nedir?
Üstelik en büyük bencilliğimiz de çocuk yapmak değil mi?
Yaşamın ne olduğunu bile bilmeyen bir canlıyı zorunlu olarak dünyaya getiriyorsun. Mutlu olacağının garantisini verebiliyor muyuz, ya da hastalıksız, dertsiz, uzun bir ömür sürmesini sağlayabiliyor muyuz?
Yoo, ama sonuçlarını düşünmeden çocuk yapmaya devam ediyoruz...