Sevinç Karagöz

Sevinç Karagöz
@Sevinckaragoz
Öğretmen
Yüksek Lisans
102 okur puanı
Şubat 2020 tarihinde katıldı
Kırmızı Buğday - Ahmet BÜKE
Puan vermedi·496 syf.··
2025 26. kitabı
Bazı romanlar anlattığı hikâyeyle insanın içine işler, belleğine kazınır. Kırmızı Buğday’da Ahmet Büke, Anadolu’nun kanla sulanmış topraklarını, yoksulluğun ve adalet arayışının hikâyesini bize öyle bir dille aktarıyor ki sayfaları çevirdikçe toprağın kokusunu, halkın çığlığını ve tarihin sancısını duyar gibi oluyorsunuz. Bu romanın kalbi Arap Ali’de atıyor. O, Anadolu köylüsünün susmuş sesini dile getiren, hakkını beklemek yerine adaleti kendi elleriyle arayan bir isyanın simgesi. Onun sözleri romanın belki de en ağır yükünü taşıyor: “Zaferin sonunda sofraya yine beyler oturacaksa, silahımı bırakmam.” Bu cümle, kuşaklar boyunca süren adaletsizliklere karşı bir isyanın sesi oluyor. Yazar, Çanakkale’den Kurtuluş Savaşı’na kadar uzanan, vatan evlatlarının kanıyla yazdığı tarihi ve arka planında Çanakkale’den İzmir’e kadar olan bölgede yaşananları; sıradan insanların gözünden ve çekilen acıların dilinden anlatıyor. Bu savaşta düşmanın sadece dışarıdan gelmediğini, içeride de düşmanın çok olduğunu, düşmanla birlik olanları… Açlıktan çocuklarını doyuramayan anaları, “ağa pulu” ile sömürülen köylüleri, emeğinin karşılığını alamayan işçileri… Bir anlamda bu ülkenin asıl yükünü taşıyanları… Romanın her satırında toprakla insan arasındaki o kadim bağ hissediliyor. Toprak, bazen bir umut, bazen bir lanet… Ve Büke’nin dili, bu bağı bize destansı bir ağıt gibi sunuyor. Karacaoğlan’ın türküsünden Yaşar Kemal’in destanına, Nâzım Hikmet’in Kuvâyi Milliye’sinden köy meydanlarındaki ağıtlara kadar Anadolu’nun sesi romanın her sayfasında yankılanıyor. Kırmızı Buğday’ı bitirdiğinizde içinizde bir sızı kalıyor. Geçmişle birlikte bugünü de sorguluyorsunuz: Vatanın bütünlüğüne göz dikenler, yoksulluk, sömürü, adalet arayışı… Hepsi hâlâ hayatımızın içinde. Ahmet Büke, bu romanında Anadolu
1000Kitap
Kırmızı BuğdayAhmet Büke · Can Yayınları · 2025683 okunma
Reklam
Tarihsel Bir Çılgınlık mı, Kolektif Bir Çığlık mı?
Puan vermedi·104 syf.··
2025 25. kitabı
Jean Teule Jean Teulé – Dansa Davet “İnsanlar dans ediyor çünkü başka hiçbir şey yapacak güçleri kalmadı. Açlık ve sefalet, ritimle birleştiğinde tek çıkış yolu bedenin çılgınca hareketleri oluyor.” 1518 yazında Strazburg’da yüzlerce kişi günlerce durmadan dans etti. Bu olay tarihe “Dans Vebası” olarak geçti. Jean Teulé, Dansa Davet’te bu trajik olayı kara mizahın sert diliyle anlatıyor. Romanın merkezinde Enneline var: yoksulluğun, çaresizliğin ve adaletsizliğin kurbanı bir kadın. Onun başlattığı dans, kilisenin baskısına ve toplumsal eşitsizliğe karşı farkında olunmadan başlayan bir sessiz isyana dönüşüyor. Teulé’nin dili grotesk, zaman zaman rahatsız edici olabiliyor. Toplumsal bir histerinin hangi noktaya gelebileceği açısından da oldukça düşündürücü bir noktayı işaret ediyor: Delilik dans edenlerde mi yoksa onları bu hale getiren düzende mi? ________________________________________ Kişisel Yorum Kitap bana şunu düşündürdü: Tarihin en garip olaylarından biri olan “Dans Vebası”, aslında bugün hâlâ yaşadığımız kitlesel histerilerin ve toplumsal çöküşlerin simgesi. Yazar, insanlığın çaresizlik anlarında akla gelmeyecek davranışlara sürüklenebileceğini çarpıcı bir dille göstermiş. Özellikle Enneline karakteri uzun süre aklımdan çıkmayacak. Kara mizahı seven, tarihin sıra dışı olaylarına merak duyan herkes için güçlü bir roman. Dansa Davet
1000Kitap
Dansa DavetJean Teule · Sel Yayıncılık · 202011,1bin okunma
Bir Kadının Gururu, Bir Toplumun Yansıması
Puan vermedi·480 syf.··
2025 24. kitabı
Jane Austen Jane Austen’ın hayattayken yayımladığı son romanı Emma, zekâ, gurur, sınıf farkı ve aşk üzerine ince ince işlenmiş bir karakter romanı. Emma Woodhouse… Güzel, zeki, varlıklı… ama biraz kibirli ve haddinden fazla özgüvenli. Hayattaki eğlencesini çöpçatanlıkta buluyor ama bu “oyun” başkalarının kalbini kırıp kendi hatalarıyla yüzleşmesine sebep oluyor. Özellikle Harriet Smith ve Bay Elton olaylarında kendisini ne kadar yanılttığını görmek, karakterin gelişimini izlemek açısından çok başarılıydı. En çok etkilendiğim karakter ise kesinlikle Bay Knightley. Emma’ya karşı sabırlı, dürüst, onu pohpohlamayan nadir kişilerden. İkili arasındaki ilişkinin zamanla dönüşmesi çok gerçekçiydi ve duygusal açıdan tatmin ediciydi. Frank Churchill ve Jane Fairfax gibi yan karakterler de hikâyeyi dengeliyor. Gizli nişan olayının ortaya çıkışı Emma'nın kendi duygularıyla yüzleşmesini hızlandırıyor. O an, romanın dönüm noktası bence. Austen’ın kalemi sade ve ince gözlemlerle dolu. Karakterler kusurlu, durumlar ironik ama tümü çok insani. Emma, Austen okumaya başlamak isteyenler için ideal bir kitap olabilir. Hem eğlenceli hem düşündürücü. Evlilik, sınıf, kadınlık ve kendini tanıma üzerine hâlâ geçerli sorular soruyor. Okumayı düşünenlere önerim: Sabırla ilerleyin. Emma’nın hatalarını görmek bazen can sıkıcı olabilir ama onunla birlikte siz de değişiyorsunuz. Emma
1000Kitap
EmmaJane Austen · Can Yayınları · 202214,1bin okunma
Han Kang’ın “Veda Etmiyorum” Romanı Üzerine…
Puan vermedi·264 syf.··
2025 22. kitabı
Han Kang 2024 Nobel Edebiyat Ödülü sahibi Han Kang, yeni romanı Veda Etmiyorum ile insan doğasının derinliklerine iniyor. Bu sarsıcı eser, Güney Kore’nin ve tüm dünyanın taşıdığı tarihsel yükleri okura hatırlatıyor. Travmalarla dolu geçmişi, sessizliğin gücünü ve dostluğun iyileştirici etkisini anlatan bu roman, okuru hem bireysel hem de kolektif bir yüzleşmeye davet ediyor. Tarihsel Travma ve Toplumsal Hafıza Romanın kalbinde, Güney Kore’nin Jeju Adası’nda 1948 yılında gerçekleşen ve on binlerce sivilin hayatını kaybettiği Jeju Katliamı yer alıyor. Bu acı dolu olay, üç ana karakter – Gyongha, İnson ve İnson’un annesi – aracılığıyla aktarılıyor. Han Kang, bu karakterler üzerinden bireysel yas ile toplumsal hafızanın nasıl iç içe geçtiğini incelikli bir şekilde resmediyor. Nobel Komitesi Başkanı Anders Olsson’un ifadesiyle Han Kang, bu romanda “Tarihin travmalarından kolektif bir hafıza yaratıyor.” İnsan Doğası, Şiddet ve Yas Han Kang’ın romanı, insanın insana uygulayabileceği şiddetin sınır tanımaz doğasına ayna tutuyor. Ancak bu karanlığın içinde bir ışık da var: sevgi, barış ve direnme gücü. Yazar, bu kitabında geçmişe vedadan çok, onunla yüzleşmenin ve onu sahiplenmenin önemini vurguluyor. “Bazı yaralar zamanla değil, hatırlanarak iyileşir.” Dostluk, Umut ve Direniş Roman boyunca karın soğukluğu hissedilirken Gyongha ile İnson arasındaki dostluk okura sıcacık bir umut sunar. İnson’un kuşlarını kurtarmaya çalışması hem geçmişle hesaplaşmanın hem de yaşama sevincinin sembolüne dönüşür. Gerçeküstü Bir Atmosfer: Zaman ve Bellek Arasında Han Kang, zaman kavramını çizgisel bir düzlemde vermez. Rüya ve hatıraların bulanıklığında anlatır. Roman boyunca gerçek ile hayal, geçmiş ile şimdi sürekli yer değiştirir. Bu bilinçli belirsizlik, okurun
1000Kitap
Veda EtmiyorumHan Kang · April Yayıncılık · 20242,201 okunma
Aşkın Yaratıcı ve Yıkıcı Gücü
Puan vermedi·408 syf.··
2025 21. kitabı
Emily Brontë Emily Brontë’nin tek romanı Uğultulu Tepeler, ilk yayımlandığında “korkunç, inceliksiz, vahşi” gibi nitelemelerle karşılanır. Oysa bu tepkiler, sadece dönemin edebi hassasiyetlerini değil, aynı zamanda Brontë’nin kaleminin korkusuzluğunu da ortaya koyar. Bugün, bu roman gotik edebiyatın başyapıtlarından biri olarak kabul ediliyorsa, bunun sebebi yalnızca hikâyesinin özgünlüğü değil, aynı zamanda Emily Brontë’nin insan ruhunun karanlık yönlerine cesurca eğilmiş olmasıdır. Dikkat, spoiler içerir! Heathcliff: Romanın merkezinde yer alan Heathcliff, edebiyat tarihinin en karmaşık karakterlerinden biridir. Ne tam anlamıyla kurban ne de saf bir zalimdir. Çocukken uğradığı dışlanmışlık ve aşağılanma, onda bir intikam dürtüsü uyandırır. Ancak Brontë, bu dönüşümün etik sınırlarını silikleştirerek okuyucunun empatisiyle ahlaki yargısı arasında gelgitler yaşamasına neden olur. Heathcliff’i anlamaya çalışırken onun eylemlerini meşrulaştırmaya başlarız — ta ki zalimliğinin sınırı kalmadığını görene dek. Heathcliff’in karakterinde Byronic hero (Byronvari kahraman) arketipinin güçlü izleri vardır. Melankolik, tutkulu, gururlu ve intikamcı... Ancak onun karanlığı yalnızca bir edebi motif değil, aynı zamanda bir sınıfsal ve bireysel başkaldırıdır. Bu yönüyle, 19. yüzyıl İngiltere’sinin ekonomik ve sosyal çalkantılarının bir yansıması olarak da okunabilir. Heathcliff ve Catherine’in ilişkisi aşkın çok ötesinde hatta çoğu zaman onun tam zıttı olan bir kavramı çağrıştırır: takıntı. Catherine’in “Ben Heathcliff’im!” deyişi, ikilinin ruhsal bir birleşimini ima ederken ilişkilerinin yıkıcı doğasını da yansıtır. Bu aşk, iki ruhun birleşmesi kadar iki bedenin dünyaya karşı savaş açmasıdır. Ve bu savaşta kazanan yoktur. Brontë, aşkı idealize etmez; aşkın içindeki bencilliği, iktidar
Edebiyat
Uğultulu TepelerEmily Brontë · Can Yayınları · 201857,8bin okunma
Reklam