Jane, okurken o kadar keyif aldım ki bi çırpıda bitirme isteğime bitirdikten sonra oluşacak boşluğu ne ile dolduracağım korkusunun gölgesi düştü. Jane karekteri ile kurduğum özdeşim onu daha iyi anlamama ve yaşadığı duyguları daha iyi hissetmeme sebep oldu diyebilirim. İçerikten bahsedecek olursam Jane, bebekken anne ve babasını kaybeder. Dayısı Jane’nin bakımını üstlenir lakin kısa bir süre sonra dayısı da vefat eder. Jane’i eşine emanet eder. Eşi Jane’den hazetmemekte ve sık sık ona haksızlık yapmaktadır. Sonunda Jane’i temelli olacak şekilde yatılı bir okula gönderir. Jane bu okulda 6 yıl öğrencilik 2 yıl da mürebbiyelik yaparak yatılı okul serüvenini tamamlar. Dış dünyaya duyduğu merak, içindeki keşfetmeye dair heyecanı tatmin edebilmek için iş arayışı onu Thornfield Malikânesi’ne yönlendirecektir. Burada Mr. Rochester ile karşılaşır. Sonrası her okuyucu için başka anlamlar ifade edecek bir girdap. Jane’in yaşadığı ikilemler, sınırları ve bunlara sadık kalma şekli, duygusallığı ve duygularını iyi yönetebilmesi ona duyduğum yakınlığın asıl sebepleridir. Yazıldığı dönemde kadın haklarının yetersizliği romanda çok iyi vurgulanmış olup Jane bu konuda çok güzel bir direniş ortaya koymuştur. İncelememi kitabın en sevdiğim alıntılarından biri ile bitirmek isterim; O ağaç yıkıntısının taptaze bir sarmaşık gülüne `Gel de benim çürük gövdemi çiçeklerle sar’ demeye hakkı var mıdır?
Jane EyreCharlotte Brontë · Can Yayınları · 202042,1bin okunma