Sevgiyi kovalıyorum;
Bazen bir kelebeğin atlas kanadında saklı renklerde,
Bazen vakitsiz açsa da baharı müjdeleyen bir çiçekte.
Bazen bir serçenin sehere karışan neşeli nağmesinde,
Bazen de maviliklerden dönen martıların beyaz gülüşünde.
Gökyüzü her seher başka bir letafetle eğiliyor üstüme,
Güneş, billur bir nehir gibi akıyor pencereme.
Rüzgâr değdikçe ağaçların ince dallarına
Sanki görünmez bir bahar serpiliyor yeryüzüne.
Parmak uçlarında yürüyorum hayata,
Bir çiçeği incitmemeye yemin etmiş gibi.
Yüzümde bahar sabahlarından kalma bir aydınlık,
Gözlerimde yeni açmış badem dallarının sevinci.
Ve ne vakit semâya baksam
Bulutların ardından sızan o ince ışık
Usulca dokunuyor içime.
Sanki dünya, en güzel türküsünü
Tam da kalbimin içinde söylüyor.
Şimdi anlıyorum;
Sevgi dediğin şey, göğsünde güneş taşıyan bir baharmış.
Dokunduğu her gönlü biraz daha göğe yakın,
Biraz daha ışığa meyyal kılarmış.
İnsan sevince değişiyor dünyanın çehresi;
Kuşların kanadında başka bir sevinç,
Denizin mavisinde başka bir sır beliriyor.
Bugün pazar.
Bugün beni ilk defa güneşe çıkardılar.
Ve ben ömrümde ilk defa gökyüzünün
bu kadar benden uzak
bu kadar mavi
bu kadar geniş olduğuna şaşarak
kımıldamadan durdum.
Sonra saygıyla toprağa oturdum,
dayadım sırtımı duvara.
Bu anda ne düşmek dalgalara,
bu anda ne kavga, ne hürriyet, ne karım.
Toprak, güneş ve ben...
Bahtiyarım...
Nazım Hikmet Ran