Bülbülü ÖldürmekHarper Lee
“İstediğin kadar saksağanı vur vurabilirsen ama unutma bülbülü öldürmek günahtır.” Atticus
1960’ta kaleme alınan “Bülbülü Öldürmek”, Harper Lee’nin tek romanı. Modern Amerikan Edebiyatının klasik eserlerinden biri olarak değerlendiriliyor. Orijinal adı: “To Kill a Mockingbird”. Aslında “Bülbülü Öldürmek” değil “Alaycı kuşu öldürmek” diyebiliriz. Çünkü İngilizcede ” mockingbird” alaycı kuş demek. “Nightingale” ise bülbül anlamına geliyor.
Bülbülü Öldürmek; ilk yayımlandığı zaman satış rekorları kırmış ve yazarını kısa sürede üne kavuşturmuş, 1961’de Politzer Edebiyat Ödülü’nü almış. 1962’de beyazperdeye aktarıldığında da Oscar almış.
Yazarın gerçek yaşamda tanık olduğu olaylara dayanan roman için Harper Lee’nin otobiyografisi diyebiliriz. Ekonomik krizin etkilediği 1930’lar Amerika’sında Alabama eyaletinde Maycomb kasabasında yaşanan gerçek olaylar, bu romanın konusunu oluşturuyor. Bu dönemde zencilere karşı takınılan tavır, ırkçılık, insanlar arasındaki eşitsizlik, baba Atticus ve çocukları etrafında çok başarılı ve gerçekçi bir dille işleniyor.
Avukat baba Atticus’un, çocukları Scout ve Jem’i tek başına yetiştirdiği romanda, Amerikan adaleti, Dewey Sistemiyle yürütülen eğitim, insanlar arasındaki eşitsizlik, Scout’un ağzından dile getiriliyor. Kitap, bana bu yönüyle Vasconcelos’un Şeker Portakalı’nı çağrıştırdı. Orada da Zeze adında küçük bir erkek çocuğunun büyürken yaşadıkları kendi ağzından çok sevimli ve sıcak bir dille anlatılır.
Scout yani Jean Luis, annesini çok küçük yaşta kaybetmiş bir kız çocuğu. Okuma, yazmayı çok küçükken öğrenmiş, zeki, yaramaz, komik… Tam bir erkek Fatma… Romanın geçtiği üç sene boyunca yaşadıkları nedeniyle insanlar, hayat, dünyadaki kötülükler… hakkında çok şey öğreniyor ama tatlılığını ve iyiliğe olan inancını
Mahur BesteAhmet Hamdi Tanpınar
Edebiyat tarihçisi Mehmet Kaplan, hocası Ahmet Hamdi Tanpınar’ın şiiri hayatının en büyük ihtirası haline getirdiğini fakat asıl yeteneğini şiir estetiğine göre kaleme aldığı düzyazılarında gösterdiğini yazar. Tanzimat’la başlayan Batılılaşma serüvenimizi, Doğu-Batı arasında sıkışmışlığımızı “Debussy’yi, Wagner’i sevmek ve Mahur Beste’yi yaşamak, bu bizim talihimizdi.” şeklinde özetleyen Tanpınar’ın, edebiyattan sonra en çok ilgilendiği sanatlar, resim ve musikidir. Bu ilgisini yazılarında, özellikle de romanlarında görmek mümkündür. Mahur Beste de, bu romanlarından biri. Tanpınar’ın “Huzur” ve “Sahnenin Dışındakiler” adlı romanlarında önemli bir motif olarak karşımıza çıkan “Mahur Beste”, bu kez başka bir romanın adı ve teması olarak karşımıza çıkar. Tanpınar, “Mahur Beste’yi yaşamak bizim talihimizdi” demekle kalmamış, acı bir aşk hikâyesini klasik musikimizin kalıplarıyla sayutladığı “Mahur Beste”yi yazmanın da kendisinin talihi olduğunu bize bu şekilde ifade etmiş…