Merhabalar...
Beni takip edenler az çok bilir müziğin hayatımdaki yerini... Haddinden fazla yaptığım müzik paylasimlarimdan sitem edenlerin olduğunu hissedebiliyorum.. Dostlar, melodilerin tılsımini, ritmlerin gizemini hissedip ruhunuzu arındırmaniz dileğiyle..
Ben hayatımın en uzun yazısını yazarken bunu dinledim :
youtu.be/QAi0OwUXBeQ
Ama siz bunu da dinleyebilirsiniz
youtu.be/KFppTBdCse8
Kitap okumak...
Kime sorsan hobisidir.Ne anlama geldiğini bilen ender insanlarız.bu öyle bir aşk ki;insana reel hayatıni bile unutturabilecek, içindeki gerçek “ben”ı kesfedebilecegi muazzam bir eylem... İhtiyacımız olan tek şey bazen farklı bir mekan, yeni karakterler, yeni hikayeler, yeni bilgiler... Bunların hepsini birarada bulabileceğimiz tek yer kitaplar...
Yürümek....
Ne kadar da basit bir eylem değil mi? Bir ayağı ötekinin önüne atarak, yaklaşık 1-2 yaşından sonra her insanoğlunun yapabildiği birsey...
Hissetmek...
Yaşadığını yürürken. Yerküreyi, katmanlarıni, çekirdeğini, bir çok canlıya ev sahipliği yapan toprağı,azot ve oksijen karışımı havanın alveollerinize dolusunu , teninize ısıtan güneşi...
Fransız filozof Frédéric Gros’un bu kitabını görünce hemen okumam gerektiğini anladım akabinde birkaç gün sonra okumaya başladım. İtiraf etmeliyim ki dinlendirici, tabiri caizse çerez niyetinde bir kitap olduğunu düşünmüştüm.Ne kadar da yanılmışım...
Bu~benim için~çok değerli kitabın içeriğinde;
hepimizin tanıdığı, adını herseferinde kodlayarak yazdığım, bıyıklarına hayran olduğum, düşünceleri ve sözleri ile feyz alınacak saygıdeğer filozof Nietzsche den,
Düşün, deliliğin ve karanlığım şairi Gerard de Nerval’den,
Evli, kendisinden 10 yaş büyük olan bir şair olan Paul Verlaine ile fırtınalı aşkı ile tanınan genç şair Arthur Rimbaud dan,
Fransız
Gitgide alışıyorum sana....
Hiçbir alışkanlık bu kadar güzel olamaz...
Ellerin ellerimden uzaksa nasıl güçsüzüm bilemezsin...
Yanımda olduğun zamanlar;
Sigara dumanı gibi ciğerlerime doluyor,
Alkol gibi damarlarıma yayılıyorsun...
Durmadan başım dönüyor verdiğin hazdan...
Alışkanlıklar daima korkutur beni...
Düşün ki ben yaşamaya bile alışkın değilim...
Kendimi kendime alıştıramadım yıllardır...
Fakat şimdi sana alışıyorum...
Alıştıkça özlemim artıyor, daha yoğunlaşıyor.
Yalnız içimde garip bir korku var.
Sana alışmaktan değil seni kendime alıştırmaktan korkuyorum...
Bir gün sana şimdi verdiklerimden daha güzelini
Daha değerlisini verememekten korkuyorum...
Bir gün ansızın ölmekten ve seni, bana olan alışkanlığınla
Yapayalnız bırakmaktan korkuyorum...
Oysaki her zaman ve günün her saatinde
Yanında olmalıyım senin... Bana alışmış olmaktan
Pişmanlık duyacağın bir dakikan bile olmamalı...
Bütün zamanlarını zamanlarımla karıştırıp
Emsalsiz bir zaman bileşiminde yaşatmalıyım seni...
Uykularda bile aynı rüyayı görmeliyiz.
Her şeyin ve her zevkin yarısı senin olmalı, yarısı benim...
Bana alış demeyeceğim... Nasıl olsa alışacaksın bir gün...
Şimdi çirkinliğimde güzellikler bulan gözlerin,
O zaman en güzeli görecek bende! Alışkanlığınla,
Sevginle yepyeni bir ben yaratacaksın benden!
İlk defa sevilmenin ürpertileri içindeyim inan. Sevgimle