Başkalarının evlerinde yaşamayı seviyorum (...) Şampuanlarını kullanıp fincanlarında kahve içiyorum. Bu yabancılaşmada kendimi buluyorum. Şeytanın çömlekleri ve kapakları deyiminin aksine her zaman şu deyişe inandım: 'Kendini başkalarının yerine koy.'
İşte o yerde kendimi iyi hissediyorum, tanımadığım dolapları açıyorum, bulduğumu giyiyorum. Aynada kendime bakıyor ve kendimi yeniden tanıyorum.
Kısa bir bilgelik. Temizlik, dua, çalışma... Çalışma zorunlu olarak iyi huyları, tokgözlülük ve iffeti doğurur, bunun ardından da kendiliğinden sağlık, zenginlik, başarılı ve ilerleyen bir üstünyetenek ve iyilikseverlik gelir. Age quod agis. (Ne yaptığını bil.)
Gerek ruh, gerekse beden yönünden, hep uçurum duygusu içinde oldum; yalnız uykudaki uçurum değil, aynı zamanda eylemdeki, düşteki, anıdaki, istekteki pişmanlıktaki, acınmadaki, güzeldeki, sayıdaki vb. şeylerdeki uçurum...
Her insanda, her saat, zamandaş iki dilek vardır; biri Tanrı'ya doğru, öteki Şeytan'a doğru. Tanrı'ya ya da tinselliğe sığınış, bir basamak basamak yükselme isteğidir; Şeytan'ınki ya da hayvansallığınki ise bir iniş mutluluğudur.
Öyle yaralar vardır ki hayatta, cüzam gibi ağır ağır yiyip bitirirler yalnızlığına çekilmiş ruhu. Kimseye gösterilmez bunlar; çünkü bu inanılmaz yaralara genellikle tuhaf ve olağanüstü bir şeymiş gibi bakarlar. Biri bunları yazmaya yahut anlatmaya kalkarsa o zaman da insanlar bütün bunları toplumun genel görüşünün ve kendi düşüncelerinin sınırları içinde, dudaklarında alaycı ve bedbin bir gülümsemeyle dinlerler. Zira insanlık henüz bir çare bulamamıştır bu dertlere. Yegâne ilaç şarap içerek unutmak ya da afyonla, uyuşturucularla yalancı bir uykuya dalmaktır. Gelgelelim bunların etkisi de gelip geçicidir, ağrıyı kesecek yerde zamanla daha da şiddetlendirirler.