İşte, duygularımda ki tutukluğun ne denli ilerlemiş olduğunu ilk kez o an anladım. Bir akıntıya kapılmış, hiç durmadan ya da kök salmadan berrak suyun yüzeyinde sürüklenip gidiyordum sanki ve bu soğukluğun ölmüş ya da ceset benzeri bir şey gibi olduğunu biliyordum; sadece henüz çürük nefes kokusu etrafı sarmamıştı ama iyileşemeyecek derecede uyuşmuş, duygulardan yoksun karanlık bir soğukluktu bu. Gerçek, fiziksel ölümün de ötesine geçmişti ve çürümeye başladığı dışarıdan da görülüyordu.
Her gün birlikte olmak gereksinimi duymaksızın, her zaman yeni dostlar ediniriz. Papaz okulunda olduğu gibi her zaman aynı insanları görürsek onları yaşamımızın bir parçası saymaya başlarız. Yaşamımızın bir parçası saydıkça da onlar bizim yaşamımızı değiştirmeye kalkışırlar. Bizi görmek istedikleri gibi değilsek hoşnut olmazlar, canları sıkılır. Çünkü, efendim, herkes bizim nasıl yaşamamız gerektiğini elifi elifine bildiğine inanır.
Peki dünyanın en büyük yalanı ne ? diye sordu delikanlı, şaşkınlık içinde.
"Ne mi ? Hayatımızın belli bir anında yaşamımızın denetimini elimizden kaçırırız ve bunun sonucu olarak hayatımızın denetimi yazgının eline geçer. Dünyanın en büyük yalanı budur."