Hayatım sonuna yaklaştığında, bunun başını sorgulamaya başladım artık. Ama fark ettim ki, iş işten; gerçek düşten geçmişti bile. Yaşlandıkça kuracağım hayaller azalmış, kurmuş olduğum hayaller ise tedavülden kalkmıştı. Geçmişim, gerçekleşmemiş hayaller çöplüğüne dönmüştü. Son kullanma tarihi geçmiş hayallerimi boşuna tutuyorum hafızamda. Uzak hayaller kuramıyorum mesela. En kolayı ise yarın için kurduğum hayaller. Yarın dediysem, öyle uzak bir yarın değil, bugünden sonrası. Anladım ki, yaşlılık telafi edilmesi mümkün olmayan dersler vermişti bana. Hayatta elimi neye atsam kurudu. Girdiğim bütün işleri batırdım, evliliğimi mahvettim, tüm çevremi kaybettim. Şimdi de elimde son kalan kundura dükkanım yandı. Sıfırı tükettim.
Koskoca mahallede acımı paylaşmaya üç kişi gelmiş. Nasıl bir adamsam artık düşünün, para biriktirmediğim gibi, hiç dost da biriktirmemişim. Sevdiklerimi ve dostlarımı, bir hovardanın paralarını savurduğu gibi savurmuşum tek tek. Elimde bir bunlar kalmış. Bunlara da ne kadar dost denirse artık.
Bakkal Remzi’ye bak! Gelmiş bana ‘’ Senin adına üzüldüm’’ diyor. Aklınca beni teskin ediyor. Oldum olası sahte gelmiştir teselliler bana. Böyle durumlarda insan, yüzüne en üzgün ifadesini takınmaya çalışır ama içten içe teselli ettiği kendisidir. Onun yerinde olmadığı; onun yaşadığını yaşamadığı için bir şükürdür teselli denilen şey. Bir de demez mi? ‘’Üzüntünü paylaşıyorum’’ diye. Üzüntümü paylaşacakmış! Haydi, paylaşalım üzüntümü Remzi. Biraz sana, biraz alt kat komşuma, biraz da sırf ne hale düştüğümü görmek için gelmiş olan sahte dost Sadettin’e. Aaa! Bana üzüntü kalmadı sizinle paylaşınca. Bendeki de üzüntü müymüş ha? Üç kişiye dağıttım bitti hemencecik. Şimdi de üzüntümün kalmamasına üzüldüm iyi mi? Beyler gelmeyin üzerime, benim üzüntüm ancak bana