Qanının bu dərəcə yapışqan olmasından həyəcanlandı, yəqin, görünmədiyi üçün nəsə rəngsiz və suvaşqan, kənar və yad olmuşdu, ona məxsus olsa da, özündən qaynaqlanan və özünə yönələn təhlükə kimiydi.
Arkadaşları kendi babalarıyla kafayı bozmuş; ya onlar gibi olmaya ya da belli şekillerde onlardan farklı olmaya çalışıyorlar. Babalarıyla kavga ettikleri zaman çatıştıkları konu her zaman yüzeyde bir şey gibi gözükürken altında apayrı bir anlam saklıyor.
Bir kızı asla dövmezsin, değil mi? diyor Marianne.
Olur mu, asla. Elbette hayır. Nasıl sorabilirsin bunu?
Bilmem.
Kızları istediği gibi döven biri olduğumu mu düşü nüyorsun? diyor.
Yüzünü Connell'ın göğsüne sıkıca bastırıyor Marianne. Babam annemi döverdi, diyor. Birkaç saniye bo-yunca, inanılmaz uzun bir zaman gibi gelse de, hiçbir şey söylemiyor Connell. Sonra diyor ki: Tanrım. Üzgünüm Bilmiyordum.
Önemli değil, diyor Marianne.
Seni hiç döver miydi?
Bazen.
Connell tekrar sessizleşiyor. Sonra eğilip alnından öpüyor onu. Seni asla incitmem, tamam mı? diyor. Asla. Bir şey söylemeden başıyla onaylıyor Marianne. Beni çok mutlu ediyorsun, diyor Connell. Eliyle saçlarını okşuyor ve ekliyor: Seni seviyorum. Öylesine söylemiyorum, ger-çekten. Gözleri doluyor Marianne'in, yumuyor gözleri-ni. Daha sonra hatırladığında dahi dayanamadığı kadar etkileyecek bu an onu, şu an yaşıyorken bile farkında bunun. Kimsenin sevgisine değer olduğunu düşünmemişti Marianne. Ama şimdi yeni bir hayatı var, ilk anı da bu; Marianne üzerinden yıllar geçtikten sonra bile aynı şeyi düşünecek: Evet, o andı işte, hayatımın başladığı an o andı.