SeHeR TüLâY

Veryansın TV Yıldırım Koç yazdı… * Mustafa Kemal Paşa’nın Türkiye’ye özgü bağımsızlıkçı, milliyetçi ve demokratik sosyalizm modelini, Şevket Süreyya Aydemir’in “sosyalizme yönelik kapitalist olmayan yol” stratejisini, Sovyetler Birliği’nin dönem dönem değişen dış politikasını ve eski TKP’nin Sovyetler Birliği’ne bağlı ve bağımlı çizgisini anlayabilmek için, çeşitli kişi ve örgütlerin sömürge ve yarı-sömürgelerdeki anti-emperyalist mücadeleye yaklaşımı öğrenmek gereklidir. * Mustafa Kemal Paşa ve Şevket Süreyya Aydemir ile Sovyetler Birliği ve eski TKP arasındaki temel farklılık bu noktadan başlamaktadır. * İşin ilginç yanı, Sovyetler Birliği’nin Marks’ın sömürgelere ilişkin son dönem beklentilerini dikkate almaması; buna karşılık Mustafa Kemal Paşa’nın zaferlerinin ve Şevket Süreyya Aydemir’in önerilerinin bu doğrultuda olmasıdır. Marks’ın sömürge halklarının zaferi konusundaki beklentisini gerçekleştiren Mustafa Kemal Paşa olmuştur. * Sosyalist harekette sömürgeler konusuna ilk kapsamlı yaklaşım Marks ve Engels’in yapıtlarındadır. * Marks değerlendirilirken, onun sömürgelerdeki devrimci mücadeleye verdiği büyük önem genellikle bilinmez. Avrupa’da devrim beklediği; devrim olmayınca da yanıldığından söz edilir. Halbuki hayatının son döneminde devrim umudunu bağladığı yerlerden biri sömürgelerdir. Bu nedenle, Marks ve Engels’in bu konuya yaklaşımında geçirdikleri dört evre kısaca özetlenecektir. Marks’ın dördüncü evrede vardığı nokta, Avrupa’da devrim beklentilerinden vazgeçip, umutlarını iç savaşı sona erdirmiş olan A.B.D., Çarlık Rusyası ve sömürgelere bağlamasıdır. * Sovyetler Birliği ise sömürgelerdeki mücadeleyi hep emperyalist ülkelerdeki işçi sınıfları üzerindeki etkileri ve Sovyet dış politikasına katkıları açısından değerlendirdi. * Marks’ın kafasındaki devrim
Mustafa Kemal'in Askerleriyiz!
Reklam
Veryansın TV Yıldırım Koç yazdı: * Sayın Dilek Çubukçu, 2 Ocak 2026 günü yayımlanan “Şevket Süreyya Aydemir ve Kadro: Genel Bir Değerlendirme” yazımın altına şöyle bir yorum yapmış (yazım hatalarını düzelttim): * “Atatürk sosyalizmin saçmalık olduğunu çok iyi biliyordu ve bunu Afet Hanım’a dikte ettiği Medeni Bilgiler cilt 1 1931 basımı kitapta anlattı. Sendikaların ve Bolşevikliğin zararlarını özellikle vurguladı. O Yahudi Karl Marks’ın izinden gitmedi. Kurduğu cumhuriyetimizde halkçılık esas teşkilat kanununa göre zaten sınıf farkı yoktur. Hâlâ neyin sosyalizminden bahsediyorsunuz sizler?” * Sayın Dilek Çubukçu, daha sonra da Medeni Bilgiler kitabından konuya ilişkin bölümleri yorum olarak aktarmış. * Bir konuda bir değerlendirme yaparken, kulaktan dolma bilgiyle hareket etmek doğru değil. * Bu konularla biraz daha ciddi biçimde ilgilenen bir kişi, eğer Atatürk’ün sosyalizm ve komünizm karşısında olduğunu anlatmak isterse, Atatürk’ün 1929 yılında yaptığı iddia edilen bir konuşmasını hatırlatabilirdi. Fethi Tevetoğlu, 1964 yılındaki yazısında Atatürk’ün şu sözleri söylediğini ileri sürdü: “Şurası unutulmamalıdır ki, Türk aleminin en büyük düşmanı komünistliktir. Her göründüğü yerde ezilmeli.” * Ancak bu iddianın Dr. Fethi Tevetoğlu’nun uydurması olduğu belgelerle kanıtlandı. Bu konudaki belgeler için SSCB’nin Türkiye’yi İşgal Girişimleri, Eski TKP ve Anti-Kemalist Faaliyetler kitabıma (Pankuş Yay., Ankara, 2025;259-264) başvurulabilir. Bu uydurmadan yararlanmaya çalışmadığına göre, anlaşıldığı kadarıyla Sayın Dilek Çubukçu’nun bu konudan haberi yok. * Nereden başlayayım? “Atatürk sosyalizmin saçmalık olduğunu çok iyi biliyordu” deniyor. * Önce Mustafa Kemal Paşa’nın gençliğinden, kendi elyazısıyla bir tespiti var: 12 Ocak 1904 tarihinde defterine şunu yazıyor: “Evvela
Mustafa Kemal'in Askerleriyiz!
UYGUR METİNLERİNİN BULUNMASI
instagram.com/p/DTISQgfDPBM * facebook.com/photo?fbid=1221... * 1890 yılında Doğu Türkistan’ın Kuça şehrinde iki Türk köylüsü üzerinde yazılar bulunan bir kayın ağacı kabuğunu İngiliz subaylarından Bower’e satarlar. * Bu küçük kabuk üzerindeki yazılar Sanskritçedir ve miladın 4. asrına aittir. Bu sayede Sanskritçe birden bire 600 yıl geriye gitmiştir. İki yıl sonra Fransız seyyah Dutreil de Rhin, Hotan şehrinde miladın 2. asrına ait bir yazma eser bulur. Bunlarla birlikte birbirinden farklı 17 dil ve 24 alfabe ile yazılmış binlerce yaprak, 15-20 yıl gibi kısa bir zamanda ilim dünyasının önüne yığılıverir. Doğu Türkistan’a yapılan ilk eser Finlilere ve Ruslara aittir. Daha sonra Macar asıllı İngiliz Aurel Stein Doğu Türkistan çöllerine daldı. Stein, 1900 yılının 29 Mayısında çıktığı ve Yarkent, Hotan gibi şehirleri dolaştığı bu ilk seferinden bir yıl sonra 12 sandıkla döndü. Sandıklar el yazmaları ve antika eserler ile doluydu. Bunu gören Almanlar hemen harekete geçtiler ve Albert Grünwedel başkanlığındaki ekspedisyom 1902 Kasımı ile 1903 Martı arasındaki ilk Turfan seferinden 46 küçük sandıkla döndü. 1904 yılında bu defa Albert August von Le Coq’un başkanlığında ikinci bir sefer düzenlendi ve 1905 yılında Grünwedell de bu heyete katıldı. Bu seferde pek çok Uygur yazması ele geçirilmişti. Burkan mehdisi Maitreya hakkındaki Maytrisimit adlı büyük eser de bu seferde bulunanlar arasındaydı. * 1906-1907 yılları, Doğu Türkistan’daki ara ştırmaları en yoğun ve Uygurca eserler bakımından en verimli devresidir. Bu yıllarda Doğu Türkistan’ın kumlarla çevrili vahalarında birbirinden ayrı üç heyet dolaşmakta, şehir harabelerini ve Budist mabetlerini didik didik etmekteydiler. Alman heyeti ikinci seferinden daha dönmeden
Türk - Tengri
Runik Alfabe Nedir? Özellikleri, Örnekleri
facebook.com/profile.php?id=... * instagram.com/m.k.a.1881.ata * Runik yazı İlk Çağ Orta Asya toplumları, Etrüskler, Macarlar ve vaktiyle Kuzey Avrupa ülkelerinde (İsveç, Norveç, Finlandiya, Almanya vs.) yaşayanlar tarafından kullanılmış bir yazı sistemidir. * Bu yazı sisteminin, Kuzey Avrupa ülkelerinde kullanılmış alfabesine runik alfabe ya da Futhark adı verilir. Bu alfabeye verilen Futhark adı, alfabedeki ilk 6 harfin kullanılmasıyla oluşturulmuş yapay bir addır ve İskandinav mitolojisindeki göksel yaşam kavramını ifade eder. Runik adı ise, maji ve kahinlikle ilgili görülen bu alfabeyi kullanmış eski Cermen dili halklarının (Angıl’lar, Vikingler vs.) Run’lar (runes) adıyla anılmış olmasıdır. * Türklerin siyasal varlık olarak tarih sahnesine çıkmaları, Milattan önceki yüzyıllara, Hiung-nu’lar dönemine kadar geriye gitmektedir. Hunlar döneminde yazının kullanıldığına ilişkin bazı kayıtlar olmakla birlikte, bu yazının niteliği hakkında açık bilgilere sahip değiliz. Bu yüzden Türklerin kullandıkları kesin olarak bilinen ilk alfabe Göktürkler döneminde yaygınlık kazanan Göktürk alfabesidir. * Son yıllarda Issık-Göl yakınındaki bir kurganda bulunan iki satırdan oluşan yazı, Göktürk alfabesi karakterinde olup, M.Ö. V.-IV. yüzyıllara tarihlenmektedir. Bu yüzden de Göktürklere bağlanan ilk Türk yazısının Göktürk Kağanlığı’nın kuruluşundan yüzyıllarca önce bulunduğunu kabul etmek gerekmektedir. * İlk Türk alfabesinden günümüze kalan en büyük kalınıtılar Göktürkler döneminde dikilen yazıtlarda karşımıza çıkmaktadır. Çözülüp değerlendirilmeleri ancak XIX. yüzyıl sonunda mümkün olmuştur. Bunlardan ilk bulunanları Yenisey Irmağı boyundaki yazıtlar olmuştu. 1889′da da Orhon yazıtları diye anılan iki büyük yazıt daha ortaya çıkarılmıştı. Öteki
Türk - Tengri

SeHeR TüLâY

, 2025 okuma hedefini güncelledi.
2025 OKUMA HEDEFİ
13/30 kitap - %43 tamamlandı
13 kitap okudu
30 kitap
4.456 sayfa
7 inceleme
222 alıntı