Dante’nin Rime kitabını okurken, sanki aşkın tüm halleri gözlerimin önünden geçti hem kutsal, hem günahkar, hem yakıcı, hem arındırıcı. Her dize, insanın içindeki en eski duygunun yankısı gibiydi; özlem. Ve Dante bu özlemi, yalnızca bir kadına değil, bir güzellik fikrine, hatta Tanrı’nın kendisine yöneltiyor gibiydi.
Bu kitap, bir ruhun güzelliğe, mükemmele, sonsuz olana ulaşma çabasının kaydı gibi. Her şiir, bir arayışın, bir dua ile bir itiraf arasındaki gerilimin ürünü. Bazen bir bakışın ardından gelen sessiz çığlık, bazen bir dua gibi akan kelimeler…..
Dante’nin aşkı, dünyevi değil bir tür ruhsal vecd hali. Yine de insani olan her şeyle iç içe. Bazen Beatrice’nin adıyla anılan bu aşk, bazen tanrısal bir ışığa, bazen insanın karanlığına dönüşüyor. Ben okurken hep şunu düşündüm Dante’nin aşkı, bir kadından çok insanın kendi Tanrı’ya duyduğu özlem.
Mitolojinin gölgesi de hissediliyor bu dizelerde. Aşk tanrıçaları, ışık imgeleri, cennet ve cehennem çağrışımları….. Hepsi Dante’nin kelimelerinde yeniden doğmuş gibi. Antik çağın o tanrısal güzellik anlayışıyla Ortaçağ’ın Hristiyan mistisizmi iç içe geçmiş.
Platon’un “idea”sını hatırlatıyor mesela güzelliğin kendisine değil, onun ardındaki “gerçeğe” ulaşma isteği.
Felsefi yönü de güçlü Dante, aşkı sadece hissetmiyor, sorguluyor. “Aşk neden acıtır?”, “Bir duygu insanı Tanrı’ya yaklaştırabilir mi?” gibi sorular şiirlerin altına gizlenmiş. Bu yüzden Rime bir aşk kitabı değil insan ruhunun hem karanlık hem de kutsal yanını anlamaya çalışan bir metin.
Ama bu kitabı okumak kolay değil. Her dize, bir labirent gibi. Bazen bir imgeye takılıp kalıyorsun, bazen bir sözcükte yüzyıllık bir anlam gizli.
Yine de bana göre asıl güzelliği burada anlamın hemen teslim olmaması.
Dante’nin dili, tıpkı aşk gibi anlaşılmak için sabır,