Yahu arkadaşlar, okuma faaliyeti yavaşlık, anlayış ve kavrayış ister. Zapping yapar gibi burda da paylaşımları saniyesinde okumadan beğeniyorsunuz ya, cidden üzülüyorum :) Her şeyi itibarsızlaştırma ve sıradanlaştırmayı neden bu kadar seviyoruz acaba ?
Mütemadiyen kafamıza indirdiği gürzle önümüze dikilen seciyesi asabi şehirler bizimki.
Yılın bir türlü bitmek bilmez grimsi havaları, her yere nüfuz eden beton rengi, el-yüz çarpan, derimize düşman, erkenden yaşlandıran soğuklar, tenhalığından bezdiren taşra meyusluğu, pek katı ve evvelden kırgın, hor insan duvarları, hudutları...
Kadınsız, dostsuz, arkadaşsız, ailesiz ne kadar yaşanıyorsa o kadarıyla azade yahut esir bir hayat yani. Belki ekmek, bir de katık ölçüsünde.
Yaşamın ortasında dahi tercih mi ettiğimizi, maruz mu kaldığımızı hâlâ anlayamadığımız berkitilmiş, envaitürlü yalnızlık işte.
Yarım, nakıs kalmış, benzer milyarlarca insan hayatından göğüslerimize düşen payla barışmayı
öğrenme güçlüğü yaşamıyor muyuz çoğumuz ?
Kitapların kubbesi altında, yazının nekahetine sığınmaktan başka yordam biliyor muyuz ?