SPOİLER İÇERİR!!!
Çalıkuşu Feride; başucu kitabım olmaya, beni olmaz hikayelere sürüklemeye, çocukluğun o eşsiz dünyasında ağaçtan ağaca konmaya, salıncakta beraber sallanmaya, Anadolu'yu baştan uca beraber dolaşmaya sen ikna ettin ve sen bana hediye ettin. Tabii sana minnettarım.
Şu an Çalıkuşu tam karşımdasın ve seni masadan kaldıramıyorum. Çünkü o kadar ezgisi, anlatışı, karakteri ve hikayesi damağımda ve dimağımda kalan kitap az oldu. Sen de bu sayılı kitaplardansın ve daha doğrusu ilk romanım yani unutulmaz ilk romanlarım arasına girmeye hak kazandın.
Çalıkuşu galiba ben seni içimde yaşattım. Önce benimle doğdun, sonra anneni kaybettik, daha sonra Hüseyin'le vapura bindik beraber seyahat ettik. Babanla az bir sürede olsa beraber yaşadık. Sonra teyzenlere geldik. Beraber babaannenin azarlarını işittik, babaannenin önünde biraz durulup utandık ama daha sonra yine koşa koşa bahçeye inip ağaçlara konduk. O fondanları yiyişin yok mu bir de bunun sanat olduğunu söylemen. (Sayfa 67). Kırmızı fondanı önce yemememiz gerektiğini, ağızda eriyişini anlatman gidip tatlı bir şey yeme ihtiyacını doğurdu ama sonra yerli yerime oturdum. Seni okumaya ara veremezdim. Çünkü seni anlamayı, seni okumayı, sayfaları çevirmeyi çok sevdim.
Neriman'la Kâmran'ı gördüğün gün ve ağaçtayken gülmeseydin yakalanmayacaktın bee. İşte o gün senin büyüdüğünü fark ettim nedense ama keşke büyümeseydin, büyümeseydik. Ağaçtan ağaca, bahçeden bahçeye gitmek, salıncakta fütursuzca sallanmak, akşama kadar dışarıda kalmak, ayakların çıplak da olsa o çimlerin üstünde koşmak, sonra eve gelince ayağın pis oluşu ve kimseye görünmeden hafifçe yıkamaya gitmek. Bana çocukluğumu özlettin Feride. Sana da Feride deyince çok resmi geliyor be Çalıkuşu :)
Hani artık Kâmran'ın gelişi sıklaşmıştı ya ama