Her insanın kendi yeli, kendi rüzgârı vardır ve isterse o yeli bir ezgiye, söyleve dönüştürebilir. Üfleyerek demir ocaklarının ateşini tutuşturabilir, sözcükleri birer aleve dönüştürebilir, isterse ve yürekliyse eğer... Yeller güçlüdür üflemesini, kullanmasını bilene...
Her gün aramızda olmasına karşın hiç aramızda olmayan, o ânı da yaşamayan, kendini bizden sürekli kaçıran, uzak tutan biriydi o. Bulunduğu ortamlardan hoşnut değilmiş gibi, hakkı olmayan bir yerde görevlendirilmiş ya da birtakım istekleri vardı da yerine getirilmemiş gibiydi hep. Bir yalnızlık dokusuyla örülmüştü. Bizlerden uzakta yapayalnız, sessiz, dingin bir düşü yaşar, uzun gece yolculuklarına çıkmış bir yolcu gibi uzaklara bakardı hep. Kavrayamadığımız bir yalnızlık türüydü bu. Yüzü acıları, sevgileri yaşamış, tatmış bir insan yüzüydü. Derindi, soyluydu. Duyarlı, uzak, apayrı bir anlatımda hep bir ince ezgiyi mırıldanırmış gibi, kulaklarıyla sürekli havayı dinler, emerdi. Herkesten çok farklıydı.