Dağlı

Dağlı
@Silhouette
ÖLEN ÖLDÜ KALAN SAĞLAR HÂİNDİR
Bu maskenin ardında etten fazlası var. Bu maskenin altında bir fikir var... Ve fikirler kurşun geçirmez.
Sinema
Bu yorum görüntülenemiyor
Mu'tezile, en fazla akılcı teolojisi sebebiyle meşhur olmuşsa da, kesinlikle bir zühd hareketi olarak doğmuştu. Nitekim “Mu'tezile” ismi de günahkâr toplumdan rücû edişi ifade etmektedir. Onlar ancak tedricen ve II. (VIII.) yüzyıl sonlarında, yani hemen hemen ehl-i hadîsin genel dinî hareketten koptuğu sıralarda genel zühd hareketinden ayrılmışlardı. Sûfî terimi, Cüneyd ve halkasındakiler için kullanılmadan önce Mu'tezilî zâhidler için kullanılıyordu.
Sayfa 301 - Klasik·Kitabı okudu
Din
Ama haddizatında sonuca bakmak lazım.
Önceki 8 yanıtı göster
İstediğiniz kadar faidesiz görün. Bu gün usülü fıkıh ilmi dediğiniz ilmin temelini atanlar Mu'teziledir. Bu ilmin 4 ana eserinin ikisini onlar yazmıştır. Biri Kadı Abdülcebbarın el-Umedi diğeri Ebü'l Hüseyin el-Basri'nin el-Mutemed'i. Sünni kelamcılar, hatta Mutezileye en uzak olan Hanbeliler dahi onların temelleri üzerine usulü fıkıhlarını inşa ettiler. Kıyas bahsinin kavadihül ille babında hala mutezile'nin belirlediği kıyası iptal eden unsurlar üzerine bir taş koyabilen çıkmadı. Kaldı ki Hanefi usulünün imamları Mu'tezile idiler. Ebu Said el-Berda'i gibi, ya da Ebü'l Hasen el-Kerhi. Bunlar kendi yaşadıkları dönemin Hanefi mezhebinin imamları idiler. Hatta ikincisi aynı zamanda Mutezile'nin imamlarındandı. Bu kadar safların birbirine girdiği bir tarihte faydasızlıktan söz etmek zor. Kısacası bu konular hakkında sağlıklı bir fikir elde etmek için hem usülü fıkıhta hem de İslam mezhepleri tarihi ve mezhep âlimlerinin biyografilerinde belli bir okuma ve birikim gerekiyor. Öbür türlü hep genel geçer kaidelerle avunuluyor. Burada bitiriyorum, geceniz hayrolsun...
Osmanlı devri süpermenleri
Otman Baba ise, tabiat kuvvetlerini dilediği şekilde kullanma konusunda daha faal görünüyor. Bir keresinde İstanbul'da At Meydanı'nda otururken, meydanın tam ortasındaki Delikli Taş denilen iri kayayı, havada bulut yokken yıldırım isabet ettirerek parçalamıştı. Bir defasında da, elindeki değneği yere vurur vurmaz gökyüzünde bulutlar toplanmış, âniden şiddetli bir fırtına çıkarak etraf şimşek parıltıları ve gök gürültüleriyle dolmuş ve herkes selde boğulacak hale gelmişti. Otman Baba, bunu kendine fena muamele eden Fatih'e kızarak yapmış, hattâ onun sarayının bir duvarını da yıldırımla harabeye çevirmişti. Otman Baba daima, bulutlara binip yıldırımı elinde kamçı gibi kullandığını söylerdi.
Sayfa 162 - İletişim Yayınları·Kitabı okudu
Din
Bu yorum görüntülenemiyor