“Tekinsiz, sürükleyici bir fabl.” Demiş Su Kürü kitabı için Margaret Atwood. “Damızlık Kızın Öyküsü” gibi muhteşem bir distopyanın yazarı olan Atwood’un da önerdiği Su Kürü kitabını okumamak olmazdı. Özellikle “tekinsiz” sıfatını sonuna kadar hak eden bir roman... Sophie MAckintosh’un ilk romanı olan Su Kürü okurken sürekli bir rahatsızlık hissi veriyor.
Distopik bir ortamda geçen Su Kürü son zamanlarda okuduğum en farklı kitaplardan biri oldu. Anakaradan bağımsız bir adada (!) geçen Su Kürü, anne ve “kral” dedikleri babaları tarafından çok sert ve katı kurallarla yetiştirilen 3 kız kardeşi anlatıyor. 3 bölümden oluşan kitabın ilk bölümünde, hikaye kız kardeşler Grace, Lia ve Sky tarafından anlatılıyor. İnsanlardan uzak (özellikle erkeklerden) yetiştirilen kız kardeşler bu bölümde babalarını anlatıyor. Gerektikçe anakaraya giden Kral bir gün gider ve dönmez. Anne ve kızlar onun öldüğünü düşünür.
Kızlar yaşadıkları adanın dışında hastalık olduğunu düşünür ve insanlardan tecrit halince yaşarlar. Bu hastalık erkeklerden bulaşmaktadır ve sadece kadınları etkiler. Bulundukları binaya (ki otel gibi bir yer sanırım balo salonu ve birçok odası olduğu anlatılıyor) ara sıra hasta kadınlar gelir ve Su Kürü denilen bir tedavi için hazırlanır. Tedaviyi başarıyla uygulayanlar adadan ayrılır. Ancak bir süre sonra kadınlar gelmemeye başlar. Adada Kral’dan başka erkek yoktur, kızlara erkeklere yaklaşırlarsa hastalanacakları anlatılır. Ancak daha sonra –Kral’ın gidişinden sonra- adaya 3 erkek gelir, anneleri kaybolur ve kızlar o güne kadar öğrendiklerini sorgulamaya başlar. Bu bölüm Lia tarafından anlatılır. Lia kızların içinde en fazla acıya maruz bırakılan kız kardeştir, erkeklerden birine aşık olur, Mackintosh burda Lia’nın değişimini fark ettirmeden anlatır.
Kitaba ilk