Okan Alay’ın (H)iç Ses adlı kitabı, “Evvel” ve “Ahir” adını taşıyan iki bölümden oluşuyor. Şair “Evvel”bölümündeki “İlk, Söz, Şey, Kuyu, Nar” şiirleriyle varoluşu, yaşamı “ Ahir” bölümündeki “Kabil, Akibet, Ölgün, Uzak, Son”şiirleriyle de hayatın kaçınılmaz sonunu, yokluğu çağrıştırıyor. “hiç” ile “iç”in kesiştiği yerde varlıkla yokluk arasında duran bir şiir kitabı (H)iç Ses. (H)iç Ses şiirleri, okuru suskunluğa davet ediyor “Bağdaş kurmuş gamsız bakışların susuyordu gıyabımda.” diyerek. Ve Alay’ın tüm sözleri sessizliğin kenarında durarak okuru kendi iç sesini işitmeye çağırıyor. Okan Alay’ın şiir dili en az kelimeyle çok derin anlamlar kurmaya dayalı bir dil.Bu yüzden her kelime özenle seçilmiş ve damıtılmış adeta. Kısaca (H)iç Ses; okura sakinleşmeyi, içe dönmeyi ve kelimelerin gerisindeki sessizliği dinlemeyi öğreten özel bir şiir yolculuğu vadediyor.
F.Nihan Hassan’ın gerçek bir hayat hikayesini anlattığı Dönmek romanındaki “Ben, ben değilmişim; bir benim haberim olmamış.” cümlelerini okuyunca büyük bir sırla karşı karşıya olduğunu anlıyor okur.Ailesiyle ilgili gerçekleri ancak kırklı yaşlarındayken mezartaşlarından, eski mektuplardan, hatıralardan öğrenen bir kadının öyküsü Dönmek. Selanik’ten Bağdat’a, Pendik’e uzanan sırlarla dolu bir yaşam öyküsü…Hayatta kalabilmek için kimliğini, inancını, kültürünü gizlemek zorunda kalan bir ailenin öyküsü…Mübadele ile değişen hayatların, zorunlu göçün, acıların öyküsü…Dönmek, kimlik ve aidiyet sorununu bir aile üzerinden ele alırken yakın tarihin karanlık yüzüne de ışık tutuyor. Yazarın dili de son derece sade ve akıcı. Okuru duygusal olarak boğmuyor, olayları ölçülü bir duygu yoğunluğu ile anlatıyor.
2. Dünya Savaşı’nın insan ve toplum üzerindeki yıkımını anlatan belgesel tadında, biyografi tadında bir roman Austerlitz. Anlatıcı ile Austerlitz’in uzun yıllar sürdürdükleri dostlukları üzerinden, Auaterlitz’in hayatındaki sırları öğreniriz. Savaş sırasında bir aileye evlatlık verilen Austerlitz, farklı zaman ve şehirlerde anlatıcıyla buluştuklarında hayatına ait hatırladığı birtakım olaylardan bahseder. Sebald, Austerlitz’in yaşamı etrafında birçok Avrupa şehrinin mimarisiyle ilgili de bilgiler verir. Nitekim Austerlitz de bir sanat tarihçisidir. Bu şehirlerdeki mimari yapıların Austerlitz’in iç dünyasıyla örtüşmesi, adeta bütünleşmesi çok keyifli bir okuma imkanı sunuyor.Severek okuduğum Austerlitz, içindeki birçok fotoğrafla da okurun, kahramanla güçlü bir bağ kurmasına vesile oluyor.
Fransız yazar Edouard Louis’nin daha önce otobiyografik özellikler taşıyan Eddy’nin Sonu ve Babamı Kim Öldürdü romanlarını okumuştum. Değişmek adlı eseri de yine otobiyografik bir roman. Yazarın çocukluktan gençliğe uzanan içsel ve toplumsal dönüşümünü çarpıcı bir dille anlatıyor. Fakir bir işçi ailesinin içine doğmuş bir çocuğun, farklı cinsel kimliği nedeniyle maruz kaldığı dışlanma, baskı ve utanç duygusu; okuru derinden sarsıyor.
Eddy, sadece bedenini ve kimliğini değil, geçmişini, dilini, hatta ses tonunu bile dönüştürmek zorunda kalıyor. Kitap, toplumsal sınıf farklarını, aile içindeki şiddeti ve aidiyet arayışını incelikle işlerken, sevgi ve kabul görme arzusunun nasıl hayatta kalmaya dönüştüğünü de gözler önüne seriyor.