“… Akılcı olarak doğru olan, evrensel olarak ve zaman dışı olarak da doğrudur. Kavranabilirlik ile kozmosun topolojik yapısını birbirine dayanışık kılmakla, Aristoteles bu yapıya kesin ve gerekli bir ‘gerçeklik’ veriyor. Görülebilir düzeyi ontolojik olarak doğrulanıyor. Oysa kutsal simgecilik, görünüşler düzeyini -ona “ilahî Kelâm bağlamında alınmak” liyakatini vererek- doğrulamadan önce, işe onun ilk ve tek gerçeklik olduğu savını çürüterek, onu öncelikle bir yansıma olarak, yani ontolojik açıdan yetersiz olarak koymakla başlıyor. Kuşkusuz, görülebilir varlıklar, dinsel söylemde, kutsal simgeler bağlamında alındıklarında, bir tür ilahî promosyon elde ederler, fakat bu, onların varoluş tarzının bir “izden” ibaret oluşu temeline dayanır: “Gök ve Yer geçicidirler, fakat benim sözlerim geçici değildir”. Simgesel söz, şeyleri ilahiliğin ifadeleri hâline dönüştürerek, yaratılışta esas olanı kurtarır, fakat bu onların varoluş biçimlerinin ötesine geçiş ile olur, zira onlar, varoluş biçimlerinde kalırlarsa yiticidirler. Görünüşte, kutsal metinlerdeki simgecilik görülebilir evrene dayalıdır. Fakat aslında, bu dünyanın -doğa tarafından yok oluşa adanmış- şeyleri ancak vahyi Kelâm’a ifade vasıtası olma hizmetini gördüğü ölçüde kalıcı olurlar.”