Sina

Sina
@Sinat
Ticaret
Okur yazar
Antalya/Sivas
Sivas
264 okur puanı
Aralık 2019 tarihinde katıldı
“… Kuşkusuz sonluluğumuzun, kötülük, ıstırap, başarısızlık, güçsüzlük, ölüm gibi duygusal ya da varoluşsal deneyimlenmeleri de söz konusudur, fakat bu, bunun bizde yol açtığı kavrayışsızlığın (isyan, red) kanıtladığı gibi, hiç de sonluluğun bilinmesi değildir. Yine sonlu bir varlık, kendisinde, karanlık biçimde de olsa, bir öte-âlem bilinci bulunmasaydı, kendi sonluluğunun ya da içinde bulunduğu dünyanın sonluluğunun bilincine hiç sahip olamazdı.”
Sayfa 477·Kitabı okudu
Reklam
“Aslında Kantçılık haklı olsaydı bile, biz hiçbir zaman onu bilemeyecektik: ya "doğal ve önlenemez" ve "akıldan ayrımlanamaz" olan dogmatik yanılsama içinde kalacaktık ya da doğaları itibariyle, eleştiri çerçevesinin içinde yer alarak uzay, zaman, özdek, nedensellik, dünya, ben, Tanrı hiçbir zaman söylemimizin nesneleri olamazlar. Fakat her eleştiricilik gibi Kantçılık da parazit bir felsefedir. Nesnel olarak, dogmatiklerde bulunduğunu öne sürdüğü ve böylece kendi kendisini akladığı nesnellik yanılsamasından beslenir. Şayet Platon, Aristo, Descartes ya da Leibniz Tanrı'dan, dünyadan, ya da varlıktan söz etmemiş olsaydılar, tanımı gereğince, eleştiriciliğin söyleyeceği hiçbir şey olmazdı. Fakat şimdi onların kendi sözlerini onlardan çalabilir, zira onların kendilerinin ne söylediklerini bilmediklerini keşfetmiş bulun-maktadır. Böylece eleştirel felsefe, metafiziği tiyatroya dönüştürmüştür. Aklın fikirlerini müteâl giysisine büründürmüştür, sonra da onları kurgusal sahnede birbiriyle savaştırmıştır. Programı "saf aklın yasalarının bir çatışmasının yol açtığı kopma ve yırtılma sahnelerini göstermekten ibaret değil midir?" Kantçı tiyatronun sunduğu gösteri Batılı entelektüelleri büyülemiştir. Sonunda, her şeyin üzerinde bilimci pozitivizmin, kendilerini düşürmeye hazır beklediği gülünç duruma düşmek korkusuyla, tiksindikleri gerçeğe ve varlığa herhangi bir angajman riski bulunmaksızın, düşünmeyi sürdürebilmelerini sağlayacak olan püf noktasının bulunmuş olduğuna gerçekten inanmışlardır. Müteâl sahnede, usta kuklacı oynattığı bu bilinçsiz kuklaların iplerini kendilerine gösterirken, büyük bir önem atfedip ve ciddiyet içinde teze karşı tez ortaya atarak, dogmatizmlerinin kolsuz üstlüğünün içinde kibirli bir hâlde karalara bürünmüş olanların arasında cereyan eden tartışmalara
Sayfa 461·Kitabı okudu
“Delilik (ki zihinsel geriliği buna dâhil etmiyoruz) -ruhun, aklın bir antlaşmadan ibaret olduğunu keşfettiği ya da aklın ona tümüyle öyle olarak göründüğü anda- bizi Logos'a bağlayan antlaşmanın bozulmasıdır. Ruh, burada, kendi yaban özgürlüğünü deneyimler. Aklın yüreğinde ve hemen hemen bilinç-üstü olarak, ilkelerin apaçıklığını kabul eden zekâ için durum böyle değildir. Zekâda onun özgür doğasının gerçekleştirilmesi onun varlık tarafından belirlenme duygusuna üstün gelir. Ancak, bu belirlenme kalıcıdır. İdrak edici gözün açılmaya razı olması gerekir. Açılana kadar, onun için karanlıktan başka şey yoktur ve bu karanlıktadır ki içe doğuş oluşur: bu anlamda, belirtmiş olduğumuz gibi, idrak bir tür imanı öngörür. Fakat zekâ, varlık tarafından kuşatılmışlığına boyun eğdiğinde, gerçek doğasını tahakkuk ettirir ve bu kuşatılmışlığa bağımlı oluşu ölçüsünde özgürlüğünün sevincini yaşar. Böylece, temelde zekâ, zekânın gerektirimidir, anlamdan beslenir ve anlam ile yaşar; kısacası, zekâyı oluşturan ve onu özünde tanımlayan yasa semantik ilkedir.”
Sayfa 418·Kitabı okudu
Hakikat, ışık gibi kendi şeffaflığının içinde saklanır.
Sayfa 411·Kitabı okudu
Kısacası, Galileici bilim dinsel sapmaya yol açar; dinsel sapma, bilincin yabancılaşmasına, bilincin yabancılaşması da gösterenlerin hükümranlığına…
Sayfa 408·Kitabı okudu
Reklam