Bu analizlerden iki sonuç çıkıyor:
1. Hermenötiğin ters yüz edilmesi, basitçe, simgenin görünüşte yalnızca yorumlanması gerekiyor olsa da ve gösterge ifade ettiği gerçeğe gönderme yapması için varsa da, daha derinde, simgenin zekâya -simgenin olağandışına yönelik, özümsenemez varlığının etkisiyle- kozmik gerçekliklerin, müteâl bir Gerçekliğin görünür göstergelerini oluşturmaları açısından, yorumlanmalarını empoze ettiğinin bilincine varılmasına dayanır.
2. Simge yalnızca zekâya bu ters yüz olmayı dayatmakla kalmaz, bu ters yüz olmayı zekå için olanaklı da kılar, zira zekâya anlamlar sunar, zekâda metafizik fikirlerin anılarını uyandırır, ruhun gözünü beden gözünün hiç temaşa edememiş olduğu Gerçekliklere açar.
Defalarca belirtmiş olduğumuz üzere, belirli bir varlığın bilgisi o bilgi ile birlikte dolaysız bir gönderme ontolojisini de getirir. Bir gerçekliğin kavranılışıyla verilmiş olan şey o gerçekliğin içerildiği ve o gerçekliğin tekrar gönderdiği dünyadır. Şunu iyice belirtelim ki burada söz konusu olan dünya, uzayın bir parçası deneysel ortam algılanan varlığın algısında bile ayrımlanamaz olduğu çevresi değildir. Söz konusu olan şey, tam anlamıyla bir gönderme ontolojisidir: dolayısıyla, söz konusu olan şey hiç de bir soyutlamaya değil de tam tersine -gözlemlenemez de olsa nesnel olan- bir gerçekliğe, götüren belirli bir "gerçek fikridir".
Aslında metafizik devrimi ilan etmek, zekânın özgün işleyişindeki tüm kısıtlamaları ve zekâya tüm olabilirliği, yani Sonsuz İmkân'ı (possibi-lité infinie) düşünme hakkını vermek acil bir iştir: Aklımızın nesnesi olmaya layık olan tek şey, Mutlak Gerçeklik'tir. "Sonsuz", zekânın gerçek yurdudur.
Varoluşu dış dünyanın vasıtasıyla öğreniriz, fakat bu öğreniş, aslında, sonsuz Gerçekliğin -zekâmızın özdeğindeki- anısının giderek derece derece uyanmasıdır.