“Esas itibariyle Merkez her şeyin kökeni, başlangıç noktasıdır; şekli ve boyutları olmayan, dolayısıyla bölünemez olan asli noktadır ve bu sebeple Ezeli Birlik'e verilebilecek yegâne imgedir. Her şey, ondan sâdır olan ışınım ile gene ondan meydana gelir; tıpkı birliğin/vahdetin, özünde herhangi bir değişim veya etkilenme olmaksızın çokluğu/kesreti meydana getirmesi gibidir. Burada iki ifade kipi arasında, yani geometrik sembolizm ve sayı sembolizmi arasında kusursuz bir paralellik söz konusudur. Dolayısıyla hangisini tercih ettiğimizin önemi yoktur ve birinden diğerine tamamen doğal biçimde geçiş yapmak mümkündür. Ayrıca şu da unutulmamalıdır ki her iki durumda da daima bir sembolizm meselesi söz konusudur: Aritmetik birlik, metafizik Birlik değildir; bilakis yalnızca onun bir sembolüdür. Fakat bu sembolde keyfi denebilecek hiçbir şey yoktur, çünkü bu ikisi arasında gerçek bir benzerlik ilişkisi mevcuttur ve bu sayede Birlik fikrini, nicelik boyutundan aşkınlık boyutuna aktarmak mümkün olur. Merkez fikri için de aynısı geçerlidir: O da, uzamsallık niteliğini yitirmesine neden olan benzer bir aktarım [transposition] işleminden geçmiş olmalıdır. Uzamsallık niteliği, artık yalnızca bir sembol olarak akla gelmektedir: Sembolik olarak merkez noktası İlke'dir, saf Varlık'tır ve ışınım [radiation] suretîyle doldurduğu ve yalnızca bu ışınım (Tekvin'deki Fiat Lux) sayesinde mevcut olan uzam da, kelimenin en geniş anlamıyla âlemdir, yani âlemin zuhurunu meydana getiren varlıkların ve mertebelerin tümüdür. Bu ışınım olmasaydı, bu uzam da yokluk ve hiçlikten ibaret olurdu.”