Şinka

Puan vermedi·120 syf.··
Beğendi
·
2024 35. kitabı
Dikkat! Bu öyküler sizde farkındalık ve nefret oluşturabilir. Mine Söğüt; sert gerçekleri görmezden gelemiyor, sırtına yüklendiği bütün meseleleri acı bir küfür gibi çarpıyor suratımıza. " Yazarak anlamaya çalışıyorum" diyor. " Anlattıkça çoğalıyorum... " Eserinde kimlik arayışına, toplumsal eleştirilere, insan ilişkileri üzerine derinlemesine düşüncelere, bireylerin içsel çatışmalarına, toplumun baskıcı yapısına yer vermiş; onları ince ince dinmeyen bir nefretle irdelemiş. Yazarın ailesinden yana derin irinli yaraları var sanki, anlattıkça kanatıp rahatlatıyor kendini. Sonbaharda dalındaki yarısı kurumuş yarısı çürümüş yapraklar gibi dökülüyor öykülerine birer birer... Ailelerin, komşuların, iktidarın, toplumun çürümüşlüğünü, kokmuşluğunu tiksindirerek okutuyor. Neredeyse bütün öykülerinde çocuğunu döven öfkeli bir baba ve bunu susarak, ağlayarak izleyen bir anne çıkıyor yolumuza. Yazar babaya olduğu kadar anneye de tepkili. Komşular yaşanan bütün acılara ne kadar acı olursa olsun, bir perde gibi kapatıyorlar kendilerini. Herkes bir yerlerde kendi içinde hapsedilmiş. Bizim dışarımız başkasının hapsolduğu bir yer aslında. Bir kafes, bir oda, bir ev, sokak,mahalle, şehir, ülke, dünya, evren... En zoru da insanın kendi kafesinden çıkmayı başarması. Ailede herkes hapsediliyor ama kız çocuklarının kafeslerinin daha dar olduğunu vurguluyor. " Biz erkeğiz," diyecek abim. " Belki de o yüzden bizi eve kapattı onu kafese?" ( s.48 ) Aile için çocukların çok da önemli olmadığını bir kuş ölüsü kadar değeri olduğunu ceset ortadan kalkınca hemen unutulduğunu söylüyor. Lağımların Aleksandrası hikayesinde iktidarı ve halkı yeriyor. Her şeyin portakalda vitaminken belli olduğunu ama biz beslemesek bile besleyenlere karışmadığımız için şimdi bir lağım çukurunda
1000Kitap
GergedanMine Söğüt · Yapı Kredi Yayınları · 20193,479 okunma
Reklam
kıymetlimisss
Puan vermedi·1026 syf.··
Beğendi
·
2024 23. kitabı
·
20 günde okudu
·
Okunma: 20 Ağustos 2024 18:37
Sauron'un yüzüğü okuyan, izleyen herkesi etkisi altına aldı. Kabul edelim hepimiz bir halkanın etrafında büyülendik. Kendime bir yüzük alıp içine " ash nazg thrakatulûk agh burzum-ishi krimpatul." yazdırmamak için durduran tek şey altın fiyatları :) ( Kem gözün kanatlı dehşeti Nazgûllerin viyaklaması eşliğinde Karanlıklar Efendisi'nin kara sesinden duydum, tüyler diken diken) Okuyarak ya da izleyerek bu rengarenk şiirlerle bezeli yolculuğa çıkıp da pişman olan yoktur herhalde. Tolkien'in de isteği böylece gerçek oldu. Orta Dünya var ve şuradan ışık huzmeleri arasından Galadriel Hanım'ın yumuşak bir tüy gibi hafif elf sesini duysak veya piposunu tüttüren bir buçukluk çıksa karşımıza ya da heybetli, bakışları yorgun, yaşlı Ağaçsakal' ın homurtusunu duysak ya da uçar gibi koşan Gölgeyele üzerinde bir sütun gibi duran işlerin en karanlık anında beliriveren ak saçlı, ak sakallı bilge Gandalf'ı görsek şaşırır mıyız? Kesinlikle hayır! :) Kuytu ormanlarda rüzgarların fısıltısı, yaşlı, kızgın entlerin adımlarının gıcırtısı kulağımızda. Bu yolculukta yorulduğumuz yerde yaşlı entlerin doyurucu suyundan içmişiz gibi ya da biraz lembas kırıntılarından tırtıklamışız gibi canlanıyoruz. Aydınlık ve karanlığın, iyi ve kötünün savaşı, her şey zıddı ile var olur. Ve zıddının ölçüsünde belirginliği kuvvetlenir. Işığı karanlık sayesinde, iyiliği kötülük derecesinde algılarız. Epik destanımız da ortada durarak bize her iki tarafı da gösteriyor. Frodo, " Artık hiçbir umut göremiyorum. Ama hâlâ elimden gelenin en iyisini yapmaya çalışmalıyım. " (s.880)diyerek umudun yeryüzünü terk etti yerde bile bize pes etmemeyi hatırlatıyor. " Ümit doğar genellikle, her şey ümitsizleştiğinde. " ( s.837) Karanlığı ile yutup boğmak isteyen Karanlıkların Efendisi'nin kasvetli diyarının
1000Kitap
Yüzüklerin Efendisi (Tek Cilt)J. R. R. Tolkien · Metis Yayınları · 20166,3bin okunma
Puan vermedi·272 syf.··
Beğendi
·
2019 17. kitabı
·
7 günde okudu
·
Okunma: 20 Temmuz 2019 21:16
Düş kurmak güzeldir hele sevdiğin insanla geleceğin tatlı düşünü kurmak daha da güzeldir fakat sinsice yaklaşan bağımlılığı fark edemezsen bu düş yerini yanık bir ağıda dönüştürebilir. Roman; Harry, Tyone, Morione ve Sara etrafında dönen olaylar dizisinden oluşuyor. Sanki her biri toplumun bir kesimini temsil ediyor. Sara tv bağımlısı olan, sürekli yemek yiyen aynı zamanda da zayıflamak isteyen kadınları. Harry; eroin ve ot bağımlısı, gerçekleştirmek istediği hayalleri olan aşık beyaz bir genci. Tyone; yine ot ve eroin bağımlısı beyazlardan nefret eden bir siyahiyi. Morione ise para heveslisi fakirlere yardım eder gibi görünen zengin bir aileden gelen, ailesini para hırslarından dolayı sevmeyen ve ailesine inat psikiyatra gitmeye direnen, bağımlı bir genç; aynı zamanda sanata, resime ve müziğe düşkün kültürlü bir kızdır. Harry ve Tyone arayış içindeyken arka sokaklarda yaşamanın zorluğunu, acımasızlığını ve ne kadar korkutucu olduğunu görüyoruz. İnsanın, insanlıktan çıkışını merhametin, vicdanın terk edişinin nedenlerine şahit oluyoruz. Harry' nin sürekli olarak burnundan su akan eroin bağımlılarından tiksindiğini onlardan uzak durarak hoşlanmadığını gözlemlerken başkalarını pisliğe bulaştıranın kendisini temiz tutamayacağını görüyoruz. Bağımlı olmamak için malesef inkar etmek yetmiyor ve hepsinin durumu içler acısı bir hâl alıyor. Aşkı, sevgiyi, kıskançlığı, güveni, dostluğu bağımlılığın nasıl sömürdüğünü ve geriye hiçbir şey bırakmadığını görüyoruz özellikle aşkın basitçe yok oluşu beni üzdü. Romandaki küfürler sizi rahatsız edecek kadar çok ama o kadar güzel bir eser ki kendini her türlü okutturuyor. Romanı bitirdiğiniz gün uyanacaksınız.
1000Kitap
Bir Düş İçin AğıtHubert Selby Jr. · Ayrıntı Yayınları · 2020389 okunma
Şafak
Puan vermedi·229 syf.··
Beğendi
·
2018 38. kitabı
Şafak, karanlığın aydınlığa  hem en yakın olduğu hem de aydınlıktan sıyrıldığı en koyu vakti. Suçun suçsuzlarda arandığı, ast-üst ilişkisi içinde emirlere uyup vicdanın bir tarafa saklandığı, düzenin kanundan bağımsız işlediği bir dönem. 12 Mart yıllarını gören bir yazarın kaleminden çıkmış kurguyla karışık gerçekleri. Yoksa kurgudan soyunmuş gerçekleri mi demeliyim?   Kronolojik olarak bir günden bile daha kısa,  akşamdan sabahı anlatan bir roman, kısacık bir gün. Bir günde neler yaşanmıyor ki, kısacık bir ömre neler sığmıyor?  Genç yaşta 40 yaşlarında kanserden ölen yazar, o dönemlerde cezaevine de girmiş. Kaleminin gerçekliği burdan. Adana'da  yaygılarla döşeli toprak bir ev, sevinçle hazırlanmış yer sofrası, ortalıkta koşuşturan çocuklar,  Çukurova'dan daha sıcak insanları ve bir tekme ile açılan tahta kapı... Bir zamanlar huzura açılan bu kapı, 12 Mart gibi bir tekmeyle savrularak huzursuzluğa açılır birden. Her şey yarım kalıverir; cümleler, aileler, hayaller ve insanlar. Yarısı boşlukta ne yapacağını şaşırmış,  yarısı yükümlülükleri altında ezilerek ruhları düğüm düğüm olmuş. Hiç tamamlanamıyor insanoğlu hep biraz eksik...  Geri dönüşlerle, iç monologlarla, bilinç akışı ile yeri geldikçe tanıtılır karakterler.  Hiçbir eylemde bulunmayan sadece düşüncede kalan fikirleri yüzünden  Oya da Mustafa da Hüseyin de suçlanırlar.  Sıcak-soğuk, iyi-kötü oyunu ile çözülmekten, suçlu psikolojisi ile savunmaya geçmekten korkarlar, direnirler. Korku yerini, endişeye bırakır; ordan kalkar kuşkuya ordan keşkeye. Bir cop bizim için sadece coptur; o dönemleri gören bir kadın için ise bir coptan çok çok daha fazlasıdır. İnsani yanını kapının girişinde bırakan vahşi, şevket düşkünü otomatların organlaştırdığı bir alettir. Karanlığın yarattığı korkuyla her şeyden şüphelenmeye 
Edebiyat
ŞafakSevgi Soysal · İletişim Yayınları · 2012641 okunma
Puan vermedi·419 syf.··
Beğendi
·
2018 22. kitabı
·
6 günde okudu
·
Okunma: 12 Nisan 2018 23:44
Tanpınar hiç şüphesiz Türk Edebiyatının en önemli yapı taşlarından birisidir.  Ahmet Haşim ve Yahya Kemal gibi iki büyük ismin öğrencisi olma şerefine nail olmuş, onlardan beslenmiştir. Dili; resimdeki renkler gibi canlı,  müzikteki notalar gibi eşsiz bir lezzetle kullanır. Zaten sanatta mükemmeli arayan, her sözünü haddeden sızdıran bir yazardır. Sembolizmden etkilenmiş ve musiki, rüya, zaman, bilinçaltı eserlerinde kullandığı ana izlekleri olmuştur. Fransız yazar Marcel Proust, Paul Valery'nin izinden gitmiştir. Huzur; Mahur Beste ve Sahnenin Dışındakiler üçlemesinin 2. kitabıdır. Eser dört bölümden oluşuyor ve bu bölümler İhsan, Nuran, Suat ve Mümtaz olarak adlandırılmış.  Geçmişte yaşamayı seven Tanpınar'ın bu eserinde kendi hayatından izlere rastlanıyor. Tanpınar ile özdeşleştirebileceğimiz Mümtaz, aşkın, hastalığın, savaşın, bunalımların huzursuzluğu içinde kıvranır.  Yazara benzerliğini çocuk yaşta annesini kaybetmesi ve kendisini avutacak sevginin özlemini giderme çabasını Nuran'a duyduğu aşkla daha iyi görüyoruz. "Nuran'ın varlığı ile kendi varlığını bulmuştu. "(157) " Zira aşk yaşamın tam şeklidir." (165) " Mademki o benim için artık her şeydir, o hâlde bütün kâinatımla  ona taşınacağım!.." (211) " Senin dışında düşünememek hastalığına müptelâyım." (218) " Artık zihnimde değil senin vücudunda düşünüyorum. Şimdi vücudun düşüncemin evidir." ( 218)  Eser Mümtaz ve Nuran aşkı etrafında şekillenmiş gibi görünse de daha çok dönemin meselelerine değinilmiş. Doğu-Batı sorunsalı, eski-yeni çatışması, din-maddecilik, bireysel bunalımlar, Cumhuriyet sonrası eski kültürü red ya da kabul ikilemleri, kapıya dayanan 2. Dünya Savaşı bunalımı işlenmiş. Arada kalmışlık üzerine ise daha çok durmuş. " Birisi eski medeniyetin enkazı, öbürü yeni bir medeniyetin henüz
Edebiyat
HuzurAhmet Hamdi Tanpınar · Dergah Yayınları · 201921,3bin okunma
Reklam