Bu zamana kadar neden okumadım diye kendime kızdığım, bir yandan da hafızamdan tamamen silinse de yeniden okuyabilsem dediğim bir kitap.Okurken hiç bitmesini istemediğim nadir eserlerden biri oldu.
Kitap o kadar yalın ve akıcı ki; betimlemeler öylesine yerli yerinde kullanılmış, okurken insan kendini tamamen hikâyenin içinde buluyor.
Ah Feridem, kuzum…
Çalıkuşu, Gülbeşeker, İpek Böceği, Fındık Kurdu… Aşka âşık, cesaretiyle, neşesiyle, her şeye rağmen dimdik ayakta duruşuyla insanın içini ısıtan bir karakter. Hayallerinden asla vazgeçmeyen, onurlu, idealist, güçlü ve cesur bir kadın.
Munise… Masum bir yavru, saf ve tertemiz. Gidişi insanın içini yakıyor; sanki kendi canından bir parça kopmuş gibi.
Hayrullah Bey… Merhametli, babacan, fedakâr. Feride için gerçek bir sığınak, hayatta tutunan bir dal adeta.
Kamran… Ah Kamran ah… Pasifliği, kararsızlığı ve yarattığı hayal kırıklığıyla insanı öfkelendiriyor.
Geç kalınmış bir sevgi… Ama yine de hikâye yarım kalmadı. Belki tam mutlu değil, ama eksik de değil.