“İslam'da ruhbanlık yoktur.” (İbn Hanbel, Müsned, VI, 226) Yani hiçbir zümre “dini ben temsil ederim” iddiasında bulunamaz, temsil etmek bahanesi ile bundan gelir de elde edemez. Din görevlilerimiz, dini temsil eden yegâne otorite değil, dinin eğitimini almış ve dini anlatan bir zümreden ibarettir.
Kurgu kötü değil, hayati bir olgudur. Para, devlet ya da şirket gibi ortaklaşa kabul ettiğimiz hikâyeler olmadan hiçbir karmaşık insan toplumu işleyemez. Uydurduğumuz kurallara inanmadan futbol oynayamayız. Piyasalardan ya da mahkemelerden, benzer uydurma hikâyelere inanmadan yararlanamayız. Ancak bu hikâyeler sadece araçlardır. Hedeflerimiz ya da değerlerimiz haline gelmemelidir. Sadece kurgu olduklarını unuttuğumuz anda gerçeklikle bağımızı kaybederiz. "Şirket için çok para kazanmak" ya da "ulusal değerlerimizi korumak" gibi çatışmaların içine düşeriz. Şirket, para ve ulus sadece hayalimizde var olabilir. Hepsini kendimize hizmet etmek için yaratmışken, neden onlar uğruna kendi hayatlarımızı feda edelim?
Seni böyle seversem asarlar beni.
Bir deniz fenerinin söndüğünü görürsün,
Evlerine kapanır gemiler;
Sis basar bütün limanları
Seni böyle sevdiğimi bilseler
Asarlar beni..
Yokluğunu anlatırlar önce bir güzel; Dudaklarım çatlayınca susuzluğuna, Sabah beş buçukta ipe çekerler.
Seni böyle sevdiğimi bilemezler, Bilseler de
bilemezler.
Ay batar, Gün doğar, Yer oynar yerinden; Duyamazlar..
İbrahim Karaca