Yıllardır her günümü yan yana geçirdiğim, yapacağı, söyleyeceği her şeyi aşağı yukarı bildiğim insandan öylesine korkuyordum ki... Belki de hiçbir şey olmamış yapıp sarılacaktı her zaman yaptığı gibi. Öyle bir sarılacaktı ki güzel olan her şeyin onun kollarında olduğunu hatırlayacaktım tekrardan. Yüzümü gömecektim boynuna öyle bir nefes soluyacaktım ki... ONUN VARLIĞINI KAZIYACAKTIM CİĞERLERİME.
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯
Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Sonra döndüm, koşmaya başladım.
Yalnızca bir gülümsemeydi, hepsi bu. Her şeyi düzeltmiş değildi. Hiçbir şeyi düzeltmemişti. Belli belirsiz bi tebessüm. Minicik bir şey. Ormandaki bir yaprak;ansızın havalanan bir kuşun kıpıdattığı bir yaprak.
Ama kollarımı ardına kadar açıp onu kucaklayacak. Bağrıma basacağım. Çünkü bahar gelince, karların tek tek, tane tane eridiğini biliyorum;belkide ilk kar tanesinin eriyişine tanık oldum.
Koştum. Peşinde avaz çığlık bir çocuk sürüsü, deliler gibi koşan, yetişkin bir erkek. Ama umrumda bile değil. Yüzümü kampçılayan rüzgara karşı, dudaklarımda Pençer Vadisi kadar geniş bir tebessüm, koştum.
Koştum.
"İki tür beden vardır:Tırtılın gelişmemiş bedeni ile kelebeğin gelişimini tamamlamış bendeni. Ölüm denen şey amansız bir başkalaşımdır. Şuan sahip olduğumuz beden henüz gelişmemiştir ve gelip geçicidir. Geleceğimiz eksiksiz, nihai ve ebedidir. Temel gaye gelecek zamandır."