- Ben, dedi, okuduğum kitabın kahramanlarını sevmek isterim; onları dostum farz ediyorum, hep kendileriyle beraber yaşıyorum ve yanımdan ayrılmalarını istemiyorum. Onun için bir kitabın kahramanını... Hatta pek çok sevmeliyim. Senelerce aynı kitabı tekrar tekrar okuduğum vardır. Öyle bir kitap arıyorum ki bütün hayatımda bıkmadan hep onu okuyayım.
- Müfritsiniz.
- Belki; bence kitap demek bir defa okumak için yazılan şey değildir. Bazı tanıdıklarımız haftada üç dört tane okuyorlar. Onlara hayret ediyorum. Kitap. Nasıl diyeyim... İçinde yaşadığımız ev gibi olmalı, vatan gibi olmalı, ona alışmalıyız, bağlanmalıyız, köşesini bucağını gayet iyi tanımalıyız, her noktasına hatıralarımız karışmalı. Değil mi? Bir musiki parçası gibi... Her vakit başka başka eserler okuyanlar, iki üç günde bir dostlarını, evlerini, vatanlarını değiştiren insanlara benzemezler mi? Belki bunun için her yerde pek çok kitap çıkıyor, fakat iyileri ne kadar az.
- Evet, kitap okumak bir sanattır; belki de yazmak kadar güç bir sanat. Onun için muharrirler, yalnız muharrirlerin okuması için yazmalıdırlar. Kari ile muharrir arasında seviye aynı derecede olmazsa anlaşmanın imkânı kalır mı?
- Tamamiyle böyle düşünüyorum.
Not;
Müfrit: Aşırı
Muharrir: Yazar
Kari: Okuyucu
"Ölüm karşısında yalnız kalmanın dehşeti, ölüm korkusunu bile bastıracak bir şiddetle artıyordu. Haykırmak istedi Ona ses ve can, aynı şey gibi geliyordu ve bağıracak olursa ağzından bir çığlıkla beraber canının da çıkmasından korktu. En sevdiklerini hatırlıyordu. Şimdi birden biri burada olsa... Otel odalarında aşinasız ve sessiz can verenlere ağlamayı tavsiye eden lirik bir mısra aklından geçti"
"Ben artık inançsız bir insanım," dedi sigarasının dumanını içine çekerken. "Saçma sapan şeylere inanmıyorum artık. Kader denen şey mutlu bir aileden geçiyor. Evimde mutlu bir insan olsaydım asla bu yola düşmezdim. Bence bizler için kader sözünü kullanmak, öz evlatlarına karşı ayıplı olan anne ve babaların biraz üzerini örtmeye benziyor. O tip anne ve babalar da bize karşı işledikleri suçu gayet iyi bildikleri için, kötü yola düşen kızlarını evlatlıktan reddederek kendi günahlarından kurtulmaya çalışıyorlar; ama nafile."
"Burada çok kalır mıyım?"
Kadın acı acı güldü. "Sen beni dinlemiyorsun ki," dedi. "Sen artık buranın malısın."
"Böyle bir yere ait olamam ben," dedim boğuk bir sesle.
"Bunu buraya düşmeden önce düşünecektin kızım," dedi kadın.
"Buradan kurtulmanın mutlaka bir yolu olmalı abla?
Kadın başını salladı. "Yok," dedi. "Sana buradan çıkış yolu yok artık."
"Hayır," dedim. "Bir çıkış yolu olmalı."
Kadın acı acı güldü. "Bak kızım," dedi. "Buradan senin için bir çıkış yolu olduğu zaman, bu sefer de sen çıkamıyorsun buradan."
"Sizi de mi burada zorla tutuyorlar?"
"Hayır," dedi kadın.
"O zaman burada neden çalışıyorsunuz?"
"Neden mi?"
"Evet."
Kadın güçlü bir kahkaha attı. "Şu sözümü unutma," dedi. "Irzına geçilmiş bir bedenin ruhu, sahibini hayata küskün bir insan yapar."
"Küsmek mi?"
"Hayır. Daha doğrusu ölmek. Bizler ruhu ölü olan insanlarız. Sadece nefes alıp veririz. Hayata karşı dik duramayız, devamlı bacağımızı açarız. En acı olan şeyin ne olduğunu biliyor musun?"
"Neymiş abla?"
"Sırtımız hep yer görür. Bu yüzden de bizler güzel bir gün görmeyiz."