Nazın koynunda doğmuş, nezaket tarafından emzirilip nazenin beşiklerde berceste ninnilerle büyütülmüş bu güzellik, bu karşısında billur gibi duran güzellik gerçek miydi? Sanki bir dolunay, serv-i simendânın başı ucundan doğmuş da karşısında öylece beklemekteydi. Kandil ışığının kırıldığı tül ferace altındaki gerdanı gümüşten bir sonbahar akşamıydı da sanki, karabiberi andıran beni o dolunay önüne düşmüş şairin kara bahtının yıldızıydı. Bu güzeli bir şiirinde övmeye kalksa, söylediği her şey, söyleyeceği şeyler kadar eksik kalırdı ve bu şiir bir destan olsa da söz bitmezdi. Şiiri kağıtlara yazılır sanmakla ne büyük hata ettiğini şimdi anlıyordu: en muhteşem şiiri yüce Yaratıcı'nın levh-i mahfuzda yazdığını ve sonra da onu şairlere örnek olsun diye yeryüzüne gönderdiğini ancak şimdi idrak edebiliyordu..